14 Aug
14Aug

Modern Çağın Hastalıkları

  • Normal seviyede olduğunda insanların başarıya ulaşmasına yardım eden stres, kronik hâle geldiğinde ise 10 önemli hastalığa yol açabiliyor. ...
  • GEÇMEYEN AĞRILAR ONUN YÜZÜNDEN. ...
  • RUHSAL HASTALIKLAR. ...
  • AĞRILAR. ...
  • OBEZİTE. ...
  • MİDE HASTALIKLARI. ...
  • BAĞIRSAK HASTALIKLARI. ...
  • CİLT HASTALIKLARI.
  • Ağrı nedenlerini migren ve diğer baş ağrıları (küme, gerilim tipi baş ağrıları), boyun ve bel fıtıklarına bağlı ağrılar, başarısız bel cerrahisi sonrası ağrılar, kanser nedenli ağrılar, diyabet ya da başka nedenlerden gelişen nöropatik ağrılar, nevraljiler, romatizmal ağrılar şeklinde sıralayabiliriz.

1.PSKİYATRİK HASTALIKLAR NELERDİR ?

Psikiyatrik Hastalıklar Nelerdir? Belirtileri ve Tedavisi  

Psikiyatrik hastalıklar, modern toplumun karşılaştığı önemli sağlık sorunlarından biridir. Bu tür ruhsal sorunlar, beyin kimyasındaki dengesizlikler, genetik faktörler, travmalar veya çevresel etkiler gibi çeşitli nedenlerden kaynaklanabilir.Ruhsal sağlık, bireylerin yaşam kalitesini etkileyebilir ve yaşamın farklı alanlarında sorunlara yol açabilir. Bu nedenle, psikiyatrik hastalıkların tanımlanması, belirtilerinin anlaşılması ve etkili tedavi yöntemlerinin araştırılması büyük önem taşır. Bu blog yazısında, ankara psikiyatri hastalıklarının çeşitlerini, belirtilerini ve tedavi seçeneklerini ele alacağız.

Psikiyatrik Hastalık (Rahatsızlık) Nedir?

Psikiyatrik rahatsızlık veya psikiyatrik bozukluk, insanların günlük yaşamını etkileyen; duygu, düşünce ve davranış işlevlerinde olumsuz etkiler doğuran hastalıkların tümüdür. Bu rahatsızlıkların birden çok etkeni olabilir. Çevresel faktörler, genetik yatkınlık, travma ve stres gibi faktörlerden kaynaklı rahatsızlıklar olabilir. Ayrıca psikiyatrik rahatsızlıkların şiddeti kişiden kişiye değişebilir ve gerekli tedaviler sağlanmazsa kişilerin hayat kalitesini çok ciddi şekilde etkileyebilir.

Psikiyatrik Hastalık Çeşitleri Nelerdir?

Çeşitli nedenlerle ve belirtilerle ortaya çıkan ruhsal hastalıklar ve çeşitleri şu şekildedir:

Depresyon

Depresyon, psikiyatri hastalık çeşitleri arasında sık rastlanan hastalıklardan biridir. Depresyonun nedenleri tam olarak bilinmesede genel olarak çevresel faktörler, stres ve travmalarla ilişkilendirilir. Ayrıca kişinin kullandığı ilaçlar ve bazı tıbbi durumlar da depresyona neden olabilir. Depresyonda rastlanan belirtiler ise şunlardır:●Uzun süren düşük ruh hali, enerji kaybı 

●Umutsuzluk

●İştahta değişiklikler (aşırı yeme ya da iştahsızlık)

●İlgi alanlarından ve hobilerden zevk alamama

●Düşünme ve hareketlerde yavaşlık

Unutkanlık

●Kendini suçlu ve değersiz hissetme, özgüven eksiklikleri

●Konsantre olmakta zorlanma 

●Ölüm veya intihar düşünceleriBu belirtiler insan yaşamını çok ciddi şekilde etkileyebilir. Dolayısıyla bu belirtilerle karşılaşan bireylerin bir psikiyatri tedavisine başlaması ya da uzman bir psikologdan yardım alması gerekir. Uzman görüşüne bağlı olarak gerekli durumlarda ilaç kullanılması da depresyonu tedavi ederek ortadan kaldırabilir. Ankara psikiyatri merkezi olan Erdem Psikiyatri Kliniği depresyon tedavisi için uzman hekimlerce sizleri tedavi etmektedir.

Depresyon ile daha fazla bilgi almak için hemen https://www.erdempsikiyatri.com/agir-depresyon-belirtileri-nelerdir adresini ziyaret ediniz.

Sosyal Fobi

Sosyal fobi, sosyal ortamlarda aşırı endişeli, stresli ve utangaç olan bireylerin yaşadığı bir kaygı bozukluğudur. Bu psikiyatrik rahatsızlık kişinin sosyal yaşamında sorunlara neden olur. Sosyal fobiye sahip kişiler sosyal ortamlarda kendilerini her an rezil edecek bir harekette bulunacakmış gibi hisseder ve böyle ortamlardan kaçınabilir. Sosyal fobi toplum önünde konuşma yapma, performans sergileme gibi durumlarda kendisini gösterebilir. Sosyal fobisi olan insanların toplum içinde gösterdiği fiziksel semptomlar şu şekildedir:●Kalp atışının hızlanması

●Aşırı terleme

●Zihnin boş olduğunu hissetmek

●Kızarma

●Nefes almada zorlanma

●Mide sorunları

●Titreme

●Kas gerginliği

●Baş dönmesi (vertigo)Bunlara ek olarak; sosyal fobi olan bir kişi kendini sürekli eleştirme halindedir ve kendini hep yetersiz hisseder. Toplumun beğenisi onun için çok önemlidir. Özgüveni düşüktür. Sürekli kaygı halindedir fakat belli etmek istemez. Sosyal fobi, tedavi edilebilir bir rahatsızlıktır. Psikoterapi ve ilaç kullanımıyla sosyal fobinin önüne geçilebilir ve kişi bu hastalığından kurtulabilir.

Obsesif-Kompulsif Bozukluk

Obsesif-Kompulsif Bozukluk (OKB), obsesyon ve kompulsiyon olarak adlandırılan, kısıtlayıcı dürtüler veya davranışların yaşandığı bir bozukluktur.Obsesyonlar, kişiyi sürekli rahatsız eden ve engellenemeyen düşüncelerdir. Bu düşüncelere sahip olan insan, yaşanması çok düşük olan kötü ihtimalleri düşünür. Bu kişilerin güvenlikle ilgili endişeleri vardır. Kontrol edemedikleri korkuları veya düşünceleri takıntı haline getirirler.Kompulsiyonlar ise obsesyonların yol açtığı dürtüleri ve kaygıları azaltmak için tekrarlı yapılan eylemlerdir. Kişiyi kısa süreliğine rahatlatsa da ileriki zamanlarda kaygıları daha da artırır.Örneğin OKB hastası bir bireyin temizlikle ilgili kaygıları varsa bu kaygılar obsesyon olarak adlandırılır. Bu kaygıları azaltmak için sürekli ellerini yıkaması ve temizlik yapması ise kısa süreli rahatlama sağlayan kompulsiyonlardır.Kişinin bir terapi görmesi ve ilaç tedavisi alması, hastalığını daha iyi tanımasına ve bunları nasıl yönetebileceğine yönelik teknikler öğrenmesini sağlar. Bu sayede kişi obsesyonların ve kompulsiyonların şiddetini azaltmış olur.

Panik ve Yaygın Anksiyete Bozukluğu

Panik bozukluğa sahip psikiyatri hastası bir bireyde:●Beklenmedik panik ataklar

●Kalp atışının hızlanması 

●Baş dönmesi, düşecekmiş ve bayılacakmış gibi hissetme

●Nefes almada zorlanmak

●Terleme 

●Titreme

●Göğsün ağrıması ve sıkışması

●Mide bulantısı gibi belirtiler görülür.Anksiyete Bozukluğuna sahip bir bireyde ise:●Halsiz, bitkin hissetme

●Günlük yaşamda sürekli devam eden kaygı, panik ve endişe durumu

●Uykusuzluk

●Aşırı terleme

●Kalp atışlarının hızlanması

●Konsantrasyon ve odaklanma sorunları

●Ellerin veya vücudun tamamının titremesi

●Mide problemleri, hazımsızlık

gibi belirtiler görülür.Bu psikiyatrik rahatsızlıklar yaşayan kişilerin uzmanlardan yardım alması tedavi sürecinde kişinin hastalığıyla başa çıkmasında yardımcı olacaktır. Ayrıca kullanacağı ilaçlar da kaygı semptomlarının kontrol altına alınmasını sağlar. 

Akut ve Travma Sonrası Stres Bozukluğu

İnsan, yaşam boyunca birçok negatif olayla karşı karşıya kalabilir. Bu olaylardan bazıları bir süre sonra unutuluyorken bazıları çok derinden etkileyerek travma yaratabilir. Oluşan bu travmalarda çeşitli ruhsal bozukluklara dönüşebilir. Akut Stres Bozukluğu (ASB) ve Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSBB) insanların yaşadığı travmaların ruhsal sonuçları ile ilgili bozukluklardır. ASB, kişinin geçirdiği travma sonrası sonuçların 1 ay içinde ortaya çıktığı bir psikiyatrik bozukluktur. ASB stres bozukluğunun nedenleri ölümler, hastalıklar, istismar veya tecavüz gibi psikolojik olaylar olabilir. ASB semptomları arasında: ●Öfke

●Korku

●Anksiyete

●Konsantrasyon ve odaklanma sorunları

●Uykusuzluk

●Kişinin sürekli yaşanmış olayları hatırlayıp tekrar tekrar yaşamaya devam etmesi

●Kişinin travma ile ilgili düşüncelerden kaçınması

●Olumsuz ruh hali

●Değişen gerçeklik algısı

●Beklenmedik ağlamalar gibi belirtiler yer alır. TSBB, travma yaşayan kişilerin olay yaşandıktan sonra geliştirdikleri sağlık sorunudur. Normalde yaşanılan kötü bir olaydan sonra korkmak insanın doğasında vardır, fakat TSBB yaşayan kişiler olayların üzerinden 1 aydan fazla süre geçmesine rağmen hala korkmuş ve kaygılı hissedebilir. TSBB belirtileri ise şunlardır:●Kabuslar görme

●Hiper uyarılma

●Anksiyete

●Korku

●Uyku sorunları

●Sosyal çekilme

●Çabuk sinirlenme

●Diken üstünde hissetme

●Yaşananlardan kaçma

●Kolay bir şekilde irkilme

●Olayla ilgili rahatsız edici detayları sık sık hatırlamaBu tür psikiyatri bozuklukları için alınacak bir tedavi, sürecin hızla atlatılmasını sağlayacaktır. Ankara psikiyatri hizmetleri konusunda Erdem Psikiyatri olarak tüm hastalartımıza uzman hekimlerce tedavi imkanı sağlamaktayız.

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktive Bozukluğu (DEHB), dikkat eksikliği, dürtüsellik ve hiperaktivite psikiyatri rahatsızlıklarının birlikte görüldüğü bir bozukluktur. Çocuklarda yaygın olarak görülen fakat her yaştan insanın sahip olabileceği bir rahatsızlıktır. Çevresel veya genetik faktörlerin etkisi olabilmektedir. DEHB psikiyatri hastalığı belirtilerini şu şekilde sıralayabiliriz:●Odaklanma ve konsantre olmada zorlanma

●Görevleri tamamlamada güçlük

●Dalgınlık

●Aşırı enerji, aşırı konuşma

●Sabırsızlık

●Başkalarının sözlerini kesme

●Önceden düşünmeden davranma

●Gerginlik

●Düzenleme ve sıraya koymada güçlük

●Dik oturmada zorlanmak

●El ve ayakları sabit tutamama

●Hareketsiz kalamamaBu belirtilere sahip olan bir kişinin hastalığı erken teşhis edilirse tedavisi daha kolay olabilir. Tedavi edilmediği sürece kişinin yaşamında olumsuzluklara sebebiyet verebilir.

Alkol ve Madde Bağımlılıkları

Alkol ve Madde Bağımlılıkları, kronik bir rahatsızlıktır. Alkol ve diğer uyuşturucu maddeler, beynin ‘ödül merkezi’ olan limbik sistemde bazı kimyasal değişikliklere yol açarak bireyin alkol ve madde kullanımına bağımlı hale gelmesini sağlar. Bu bağımlılıkların nedenleri çoğunlukla çevreseldir. Fakat travmatik olaylar, stres ve beyindeki bazı sıkıntılar da alkol ve madde kullanımına yönlendirebilir. Alkol ve madde yıllarca düzenli tüketilirse bireyin çok ciddi sağlık sorunlarına sahip olmasına ve en sonunda ölümüne sebep olur. Bireyin alkol ve madde kullanmasıyla sahip olacağı sağlık sorunları ise şunlardır:●Karaciğer hasarları

●Kalp sorunları

●Beyin hasarı

●Yüksek tansiyon 

●Kanser

●Bağışıklık sisteminde bozulma

●Obsesif-Kompulsif Bozukluk

●Sosyal kaygı bozukluğu

●Panik bozuklukları (panik ataklar)

●İdrar-dışkı kaçırma

●Bilinç bozukluğu

●Konuşmada zorlanma

●Kişilik değişimi

●Beynin davranışsal kontrol ve hafıza alanlarında sorunlarBağımlılıklar, geç olmadan teşhis edilmeli ve tedavisine başlanmalıdır. Bağımlılıklar insanın yaşamını karartır. Yeşilay ve çeşitli psikiyatri ruh sağlığı ve hastalıkları kurumları ile Ankara psikiyatri merkezi olan Erdem Psikiyatri  size tedavi için yardımcı olacaktır.

Bipolar Bozukluk

Bipolar Bozukluk (eski adıyla manik depresif bozukluk), iki uçlu durum bozukluğudur. Ani ve aşırı duygu değişimleriyle karakterizedir. Bipolar bozukluğun iki zıt kutbu vardır. Bir kutbu (mani) aşırı enerjik, hiperaktif, neşeli durumdur. Diğer kutbu ise depresyon, ağır karamsarlık, üzgün ve umutsuz kutbudur. Kişi bu kutuplar arasında sürekli gidip gelmektedir ve kutupları çok yoğun yaşamaktadır. 

Somatoform Bozukluklar

Somatoform Bozukluklar, kişinin herhangi bir sağlık problemi olmamasına rağmen vücudunun farklı yerlerinde farklı türde ağrılar ve fiziksel semptomlar gözlemlemesidir. Somatoform bozuklukların nedeni genellikle psikolojik sorunlardır. Kişinin karakter özellikleri ve stres de bu bozukluğun yaşanmasına neden olur. Somatoform Bozukluklara sahip bireyler şu belirtilere sahip olabilir:●Endişe

●Sırt ağrısı

●Görme bozukluğu

●Baş ağrısı

●Sürekli yorgunluk, bitkinlik

●Çeşitli cilt problemleri

●Saçların dökülmesiSomatoform bozukluğa sahip psikiyatrik hastalar, bir psikiyatristin yardımıyla tedavi olup çeşitli antidepresan ilaçlarından faydalanırsa bu bozukluktan kurtulur.

Şizofreni

Şizofreni, bireyin gerçekle hayali ayırt edemediği, sanrılar ve halüsinasyonlar gördüğü bir psikiyatrik bozukluktur. Şizofreni, günlük yaşam kalitesini bozan ve kişinin düşünme tarzını engelleyen çok ciddi bir kronik rahatsızlıktır. Bir bireyde şizofreninin başladığı, bir şeylerin yolunda gitmediğini ve hareketlerinin düzensiz olmasından anlaşılır. Şizofreninin etkenleri çevresel ve nörokimyasal faktörlerden kaynaklı olabilir.Şizofreni tanısı bir doktor tarafından konulur ve aşağıdaki belirtileri gösteren bireylere tanı koyulma ihtimali yüksektir. Belirtiler şu şekildedir:●Düzensiz hareket ve davranışlar

●Abartılı, gereksiz hareketler

●Garip duruş şekli

●Çocuksu davranmak, çocuksu hareketler

●Konuşma sorunları

●Hedefe odaklanmakta zorlanma

●Halüsinasyon görme

●Sanrılar görme

●Sosyal ortamlardan çekilme

●Ajitasyon (çırpınma durumu)

●Konsantre olmada zorlanmaŞizofreniye sahip bireyin tedavisi ömür boyu sürer ve tamamen geçmeyebilir. Ancak semptomlar etkisini gösteriyor olsa da genel olarak kontrol altına alınabilir. Antipsikotik ilaçlar, rehabilitasyon ve diğer tedavi yöntemleri kişinin hayat akışını daha düzenli hale getirmesine yardımcı olur.

Uyku Bozuklukları

İnsanlar, hayatları boyunca toplam 23 yıl uykudadır. Uyku, günün sonunda vücudumuzun dinlendiği bir zaman dilimidir. Uyku bozuklukları, uykunun seyrini bozan ve uyku kalitesini düşüren durumları kapsar. Özellikle yaşlılarda psikiyatrik hastalıklar içinde uyku bozuklukları çok gözlemlenir. Uyku bozuklukları altıya ayrılır: 

1.Uykusuzluk (Insomnia): 

Kişinin uykuya dalmada zorluk çekmesine, normalden erken uyanması, uyku içinde sürekli uyanması ve gün içinde de uykulu olmasına insomnia denir. Insomnia haftalar hatta aylarca sürebilir ve dolayısıyla kronik rahatsızlıktan bahsedilebilir. Gürültü, ışık, stres ve depresyon Insomnia’yı tetikleyen faktörlerdir.

2.Aşırı Uykulu Olma (Hipersomnia): 

Aşırı uyuma anlamına gelir. Hipersomnia’sı olan kişiler gündüzleri de uyuma eğilimlidir. Farklı psikiyatrik rahatsızlıklarla da beraber görülür. Narkolepsi ile benzerdir. Narkolepsi ise gündüzleri uyuma, kısa sürede uykuya dalma ve uyku atakları geçirmeye verilen rahatsızlığın adıdır.

3.Huzursuz Bacak Sendromu: 

Yaşlılarda çok rastlanan uyku problemlerinden biridir. Huzursuz bacak sendromu olan kişiler bacaklarının sürekli ağrıdığını, karıncalandığını hissederler ve bacaklarını sürekli hareket ettirerek sorunu gidermeye çalışırlar. Bu kişiler hareketsiz kalmaları gereken ortamlarda rahat olamazlar.

4.Uyurgezerlik: 

Uyku esnasında ayaklanma ve bilinç dışı hareket etmeye uyurgezerlik denir. Uyurgezerler, yataktan kalkar ve adım atabilir. Hatta evden bile çıkabilirler. Genel olarak çocuklarda rastlanır. Uyurgezer insanları uyandırmamak gerekir. Onları bir yandan tutarak yavaşça yataklarına götürmek doğru bir harekettir.

5.Uyku Felci: 

Diğer adı karabasandır. Kişinin uyandıktan hemen sonra vücudunun kaskatı kesilmesi ve vücudunu hareket ettirememesine denir. Bu esnada kişi farklı halüsinasyonlar görerek rüyada olduğunu zannedebilir. Uyku felcinin çökmemesi için derin uyku kalitesini artıran ilaçlar kullanılabilir.

6.Rüya Sıkıntı Bozukluğu: 

Herkes kabuslar görebilir fakat gören kişi rüyada olduğunu anlayamaz ve uykusunu devam ettirir. Rüya sıkıntı bozukluğuna sahip insanlar insanlar korkutucu bir rüya gördükten sonra aniden rüya olduğunu anlayıp uyanırlar ve bu rüyaları sürekli görürler. Bunun tekrar etmesi yaşam kalitesini olumsuz etkiler.

Yeme Bozuklukları

Yemek yemek, vücudumuzun gerekli değerleri ve enerjiyi almak için yaptığı bir eylemdir. Fakat yeme davranışlarında bozukluklar görülüyorsa yeme bozuklukları ortaya çıkar. Yeme bozuklukları olan bir kişi az ve sınırlı yiyebilir veya gereğinden çok yiyebilir. Kişi çok yediği zamanlarda obezite, az yediğinde anoreksiya gibi çok ciddi kronik hastalıklarla karşılaşabilir. Bir diyetisyenin desteği ile bir beslenme programı hazırlamak, kişinin yeme düzenini değiştirecek ve kişinin bu rahatsızlıktan kurtulmasını sağlayacaktır. 

Psikiyatri Hastalığı Belirtileri Nelerdir? 

Birçok farklı psikiyatrik hastalık farklı semptom ve belirtilere neden olabilir. Belirtilerin yeterli olmadığını ve bir psikiyatrist ya da psikologdan yardım alınması gerektiği unutulmamalıdır. Psikiyatrik hastalıkların genel belirtileri şunlardır: ●Sürekli kaygı, korku ya da endişe hissi

●Çarpıntı, nefes alıp vermede zorluk, terleme gibi anksiyete belirtileri

●Uyku düzeninde değişiklikler, çok fazla ya da çok az uyuma

●Yeme alışkanlıklarında değişiklikler, kilo kaybı ya da kilo artışı

●Konsantrasyon zorluğu, unutkanlık, karışıklık

●Kendine veya başkalarına zarar verme düşüncesi veya eylemleri

●Sosyal etkinliklerden ve ilişkilerden kaçınma

●Öfke, huzursuzluk veya düşmanlık hissi

●Özgüven eksikliği veya değersizlik hissi

●Sürekli yorgunluk ve enerji eksikliği

●Aşırı suçluluk veya pişmanlık hissi

●İlgi alanlarından, hobilerden, aktivitelerden uzaklaşma

●Sık ve aşırı alkol veya uyuşturucu kullanımı

●Halüsinasyonlar, delüzyonlar, paranoya gibi psikotik belirtiler

●Depresyon belirtileri - sürekli üzgün veya umutsuz hissetme, ağlamak, yaşamdan zevk alamamaBu belirtilerden bir veya birden fazlasını yaşıyorsanız mutlaka bir psikiyatri kliniğine başvurmanız gerektiğini unutmamalısınız.

Psikiyatri Hastalık Tanısı Nasıl Konur?

Psikiyatrik hastalıkların tanısının konulabilmesi için yapılan görüşmelerde hastanın; bilinç ve duygu durumu, dış görünümü, düşünce yapısı, algılama kapasitesi, konuşma özellikleri gibi unsurlara dikkat edilir. Belirtileri tespit ederek tanı konulduktan sonra psikiyatrik hastalıklarda kullanılan ilaçlar belirlenebilir. Ancak tüm bu aşamaların alanında uzman psikiyatrist veya psikolog tarafından gerçekleştirilmesi gerektiği unutulmamalıdır.

Psikiyatri Hastalıkları Tedavisi Nasıl Gerçekleştirilir?

Psikiyatri hastalıklarının tedavisi, hastalıklara ve hastalıkların ciddiyetine göre değişir. Bazı tedavi yöntemleri şu şekildedir:●Antidepresanlar, antipsikotikler, lityum

●Bilişsel Davranış Terapisi (ACT)

●Hipnoterapi

●İlaçlar ve uyarıcı ilaçlar

Aile terapisiAnkara psikiyatri merkezi Erdem Psikiyatri ile iletişime geçebilir dilerseniz online terapi hizmetlerinden faydalanabilirsiniz.

Psikiyatrik Tedavi Ne Kadar Sürer?

Psikiyatrik tedavinin süresi psikiyatrik hastalıklar ve belirtilerine göre değişmektedir. Örneğin bir şizofreni hastasının ya da bipolar hastasının tedavisi ömür boyu sürebilir ancak depresyona sahip bir bireyin tedavisi için antidepresanlar verilerek tedavi süresi kısaltılabilir.Psikiyatrik hastalıkların tedavisi genellikle bireyselleştirilmiş bir yaklaşım gerektirir ve ilaç tedavisi, psikoterapi, yaşam tarzı değişiklikleri ve bazen hastane bakımı gibi bir dizi tedavi seçeneğini içerir. Ancak, belirtmek gerekir ki, tedavi süreci genellikle zaman alır ve sabır gerektirir. Hastaların ve bakım verenlerin tedaviye bağlı kalması ve destek alması önemlidir.Psikiyatrik hastalıklarla yaşayan herkesin, belirtilerini yönetmek ve yaşam kalitesini artırmak için gereken yardımı alabileceğini unutmayın. Eğer siz veya bir yakınınız psikiyatrik belirtiler yaşıyorsa, bir sağlık profesyoneli ile konuşmak önemlidir.


2.AĞRIYI ARTTIRAN FAKTÖRLER NELERDİR ?

Ağrı günlük yaşamda sıklıkla yaşanır ve hayat kalitesini olumsuz yönde etkileyebilir. Farklı ağrı tipleri bulunur. Bu ağrı tipleri ağrının ne zaman başladığına, neden kaynaklandığına ve yaşanma şiddetine göre farklılık gösterir. Yaşanan bazı ağrılar anlıktır ancak bazıları sürekli devam eder. Bunun yanında bazı ağrılar yüzeysel yaşanırken bazıları derin hissedilir.

Ağrı Kaç Farklı Türe Sahiptir?

Ağrı sınıflandırması ağrının tipine ve şiddetine göre yapılır. Ağrının tipine ve şiddetine göre yapılan sınıflandırma aşağıdaki gibidir:

  • Akut Ağrı: Aniden ortaya çıkan ve genellikle kısa süren ağrılardır. Örneğin kesik veya yanık sonrasında hissedilen ağrılar akut ağrıya örnektir.
  • Kronik Ağrı: Uzun süreli devam eden ağrılara kronik ağrı denir. Genellikle altta yatan bir hastalık ortaya çıkabilir.
  • Nöropatik Ağrı: Nöropatik ağrı tipleri sinir sistemi ile ilgili problemlerden kaynaklanan ağrılardır. Örneğin diyabet veya sinir hasarı sonucu oluşan ağrılar nöropatik ağrılardır.
  • Somatik Ağrı: “Somatik ağrı nedir?” diye merak ediyorsanız bu ağrının deri, kas ve kemiklerdeki problemlerden kaynaklanan ağrılar olduğunu bilmelisiniz. Kırık sonrası hissedilen ağrılar somatik ağrılara örnektir.

Ağrının Sınıflandırılması ve Ağrı Türleri Nelerdir?

Ağrı tipleri ve özellikleri sınıflandırması zamansal ağrılar, mekanizmalarına göre ağrılar ve kaynaklandığı bölgeye göre ağrılardır.

Zamansal (Süreye Bağlı) Ağrılar

Akut Ağrılar: Ani başlangıçlı ve kısa süreli ağrı tipleridir. Çoğunlukla yaralanma veya cerrahi müdahale sonrasında ortaya çıkar. Bu tür ağrıların tedavisi genellikle ağrı kesiciler kullanarak yapılır ve birkaç gün içinde kendiliğinden kaybolur. Akut ağrılara örnek olarak diş ağrısı, migren, bel ağrısı ve kas spazmları verilebilir. Bu tür ağrılar genellikle hastaların günlük yaşamlarını etkileyebilir ve işe gitmelerini veya normal aktivitelerini sürdürmelerini zorlaştırabilir. Akut ağrıların tedavisi için öncelikle nedeninin belirlenmelidir. Bunun için doktor muayenesi yapılmalı ve gerekirse röntgen veya MR gibi tetkikler istenmelidir. Tedavi genellikle ilaçlarla yapılırken, bazen fizyoterapi veya masaj gibi alternatif tedaviler de tercih edilebilir.Kronik Ağrılar Kronik ağrılar genellikle 6 aydan uzun süren ve tedaviye direnç gösteren şiddetli ağrılar olarak tanımlanır. Bu tür ağrılar insanların yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilir ve günlük aktivitelerini kısıtlayabilir. Kronik ağrıların birçok nedeni olabilir. Bazıları artrit, sırt ağrısı, migren veya sinir hasarı gibi kronik sağlık sorunlarına bağlıdır. Diğerleri ise geçmişteki yaralanmalar veya cerrahi müdahalelerden kaynaklanabilir. Tedavi seçenekleri kronik ağrının nedenine ve şiddetine bağlı olarak değişebilir. İlaçlar, fizyoterapi, akupunktur veya nöral terapi gibi alternatif yöntemler kullanılabilir. Ayrıca psikolojik destek de kronik ağrıların yönetiminde önemli bir rol oynayabilir. Kronik ağrılarla başa çıkmak zor olsa da doğru tedavi yaklaşımıyla kontrol altına alınabilir.

Mekanizmalarına Göre (Fizyopatolojik) Ağrılar

Mekanizmalarına göre (fizyopatolojik) ağrılar diğer sınıflandırmalardan farklıdır. Mekanizmalarına göre ağrılar sinir sistemimizin bir bölümünde ortaya çıkan bir hasar veya bozukluk sonucunda meydana gelir. Bu tür ağrılar nöropatik ağrı olarak da adlandırılır. Nöropatik ağrılar sinir sistemi hastalıkları, enfeksiyonları veya yaralanmalarından kaynaklanabilir. Bu ağrılara verilebilecek örnekler şunlardır:

  • Diyabetik nöropati: diyabet hastalarında görülen bir nöropatik ağrı tipidir.
  • Postherpetik nevralji: suçiçeği geçiren kişilerde görülen bir nöropatik ağrı tipidir.
  • Kompleks bölgesel ağrı sendromu (CRPS): el ve ayakta sıkça görülen kronik bir nöropatik ağrıdır.

 Nöropatik Ağrılar: Sinir sistemindeki hasar veya bozukluklardan kaynaklanan ağrılardır. Bu tür ağrılar genellikle yanma, karıncalanma veya uyuşma hissiyle birlikte seyreder ve sıklıkla kronik bir karakter taşır. Nöropatik ağrılar diyabet, multiple skleroz gibi hastalıkların yanı sıra omurilik yaralanmaları veya cerrahi müdahaleler sonrasında da ortaya çıkabilir. Tedavisi oldukça zor olan nöropatik ağrılar için çeşitli yöntemler kullanılır. İlaç tedavileri özellikle antidepresan ve antikonvülsan ilaçlar nöropatik ağrılarda etkili olabilir. Fizyoterapi, akupunktur ve TENS (Transkutan Elektriksel Sinir Stimülasyonu) gibi alternatif tedavi yöntemleri de uygulanabilir.Nosiseptif Ağrılar: Nosiseptif ağrılar doku hasarı veya tahriş nedeniyle oluşur ve vücudun acıyı işaret etmek için tasarlanmış reseptörleri olan nosiseptörler tarafından algılanır. Bu ağrıların farklı şiddetleri ve süreleri olabilir. Örneğin bir kesik veya yanık akut nosiseptif ağrılara neden olabilirken artrit gibi kronik bir durum daha uzun süreli nosiseptif ağrılara yol açabilir. Tedavi seçenekleri genellikle ağrının şiddetine ve tipine bağlıdır. Akut nosiseptif ağrılar genellikle istirahat ve ilaç tedavisi ile iyileştirilebilirken kronik nosiseptif ağrılar daha karmaşık tedaviler gerektirebilir. Bazı insanlar alternatif tedavileri denemeyi tercih eder. Örneğin masaj veya akupunktur gibi tekniklerin bazıları kronik nosiseptif ağrılarda rahatlama sağlayabilir. Ancak her zaman bu yöntemlerin etkili olduğuna dair yeterli bilimsel kanıt yoktur.Deafferantasyon Ağrıları: Sinir sistemi hasarının bir sonucu olarak ortaya çıkan nadir bir ağrı türüdür. Bu tür ağrılar genellikle felç, ameliyat veya travma gibi nedenlerle meydana gelir. Deafferantasyon ağrıları vücudun hasar görmüş bölgesinden gelen sinyallerin beyinde yorumlanmasındaki değişikliklerden kaynaklanır. Bu tür ağrılar keskin ve yanma hissi gibi farklı şekillerde kendini gösterebilir. Ayrıca bölgesel duyarsızlık veya uyuşukluk da eşlik edebilir. Deafferantasyon ağrısı olan kişiler için tedavi seçenekleri sınırlıdır. Genellikle antidepresan ilaçlar veya sinir blokajları kullanılır. Deafferantasyon ağrısının nedeni tam olarak anlaşılamamış olsa da bu tür ağrılarda merkezi sinir sistemi değişikliklerinin rol oynadığı düşünülür. Bilim insanları bu tür ağrılara neden olan beyin bölgelerini belirlemeye çalışmaktadır.Psikosomatik Ağrılar: Bedensel bir nedeni olmayan ancak psikolojik faktörlerden kaynaklanan ağrılardır. Bu tür ağrıların sınıflandırılması oldukça zordur çünkü fizyolojik bir temeli yoktur. Psikolojik olarak kaynaklanan stres, endişe, depresyon gibi faktörler bu tip ağrıların ortaya çıkmasına neden olabilir. Psikosomatik ağrılar genellikle kişisel bir deneyimdir ve başka kişiler tarafından anlaşılmaları zor olabilir. Hastaların bu tür ağrıları ifade etmekte zorlandıkları ve uzun süreli tedavilerin gerekebileceği bilinmektedir. Bu tür ağrıların tedavisinde psikiyatrik destek önemlidir. Terapi, ilaçlar veya alternatif tedavi yöntemleri kullanılabilir. Ancak, her hastaya farklı bir yaklaşım gerektiği için tedavi seçenekleri de kişiye özel olarak uyarlanmalıdır.

Kaynaklandığı Bölgeye Göre Ağrılar

Somatik Ağrılar: Vücuttaki dokuların hasar görmesi veya tahrip olması sonucu ortaya çıkan ağrılardır. Kemikler, kaslar, eklemler ve ciltte meydana gelebilirler. Bu tür ağrıların özellikleri genellikle keskin, sert veya yanıcıdır ve genellikle kolayca yerini belirleyebilirsiniz. Somatik ağrılar genellikle akut ağrı olarak sınıflandırılırlar. Örneğin bir kaza sonrasında kırık bir kemik varsa veya kesilmiş bir parmağınız varsa bu durumlarda meydana gelen ağrı somatiktir. Ayrıca cerrahi işlemlerin ardından da sıklıkla somatik ağrılar görülür. Tedavi seçenekleri arasında ilaçlar, fizyoterapi ve bazen cerrahi müdahale yer alabilir. İlaç tedavisi genellikle anti-enflamatuar ilaçlar veya ağrı kesicilerden oluşur. Somatik ağrılardan korunmak için düzenli egzersiz yapmak ve yeterli miktarda dinlenmek gereklidir. Ayrıca kazalardan kaçınmak için güvenlik önlemleri almak da önemlidir.Visseral Ağrılar: Ağrı tipleri hakkında merak edilen konulardan bir diğeri de “Visseral ağrı nedir?” sorusudur. İç organlardan kaynaklanan ağrı çeşitleridir. Bu ağrıların kaynağı genellikle organların içindeki sinir uçlarıdır ve bu nedenle vücudun diğer bölgelerine yayılabilir. Visseral ağrılar sindirim sistemi problemleri, idrar yolu enfeksiyonları, üreme sistemi sorunları ve kalp hastalıkları gibi birçok farklı sağlık sorunundan kaynaklanabilir. Visseral ağrılar genellikle kroniktir ve şiddetleri değişkenlik gösterebilir. Bu tür ağrılar sıklıkla yanma, keskin veya batıcı bir his olarak tanımlanır. Bazı visseral ağrılar özellikle kalp krizi gibi durumlarda hayatı tehdit edebilir ve hemen tıbbi müdahale gerektirebilir. Tedavi seçenekleri visseral ağrının nedenine bağlı olarak değişebilir.Sempatik Ağrılar: “Sempatik ağrı nedir?” diye merak ediyorsanız bu ağrıların sinir sisteminin sempatik bölgesindeki sorunlardan kaynaklandığını bilmelisiniz. Bu tip ağrılar çeşitli hastalıklar veya yaralanmalar sonrasında ortaya çıkabilir. Sempatik ağrıların en yaygın nedenleri arasında kompleks bölgesel ağrı sendromu (KBAS) ve sempatik refleks distrofisi yer alır. KBAS genellikle bir kolda ya da bacakta meydana gelen ve zamanla yayılan bir ağrıdır. Aynı zamanda bu bölgelerde şişlik, renk değişimi veya sıcaklık artışı gibi belirtiler de görülebilir. Sempatik refleks distrofisi ise genellikle bir eklem veya kas grubunda meydana gelen şiddetli ağrı ile karakterizedir. Sempatik ağrı tedavisi altta yatan hastalığın türüne bağlı olarak değişebilir. Bazı durumlarda ilaçlar kullanılırken diğerlerinde fizyoterapi ya da cerrahi müdahale gerekebilir. Ancak her durumda doğru teşhis ve tedavi için uzman yardımı alınmalıdır.

Akut ve Kronik Ağrı Arasındaki Fark Nedir?

Akut ve kronik ağrılar şiddetleri ve süreleri açısından birbirinden farklıdır. Akut ağrılar genellikle ani başlayan ve kısa sürede sona eren ağrılardır. Örneğin bir yaralanma sonrası hissedilen ağrı akut bir ağrıdır. Bu tür ağrılar genellikle tedavi edilebilir ve iyileşme dönemiyle birlikte azalır. Kronik ağrılar ise uzun süren ve devam eden ağrılardır. Genellikle altta yatan bir hastalığın ya da durumun belirtisi olarak ortaya çıkabilir. Kronik ağrıların nedenleri arasında fibromiyalji, osteoartrit, migren gibi hastalıklar yer alabilir. Bu tür ağrılar tedavi edilse de tamamen geçmeyebilir ve yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilir. Akut ve kronik ağrıların farklı olduğunu anlamak uygun tedavinin uygulanması için önemlidir. İlaç tedavisi, fizyoterapi veya cerrahi müdahale gibi seçenekler hangi tip ağrının olduğuna bağlı olarak belirlenebilir.

Ağrıyı Etkileyen Faktörler Nelerdir?

  • Ailesel nedenler,
  • Alışkanlıklar,
  • Anksiyete ve korku,
  • Çevresel faktörler,
  • Davranışsal faktörler,
  • Depresyon, ölme dileği, intihar riskleri,
  • Fiziksel faktörler,
  • Hayat kalitesi,
  • İkincil olarak kazanılmış ağrı alışkanlıkları,
  • İşle ilgili faktörler,
  • İş‑uğraşı performansı,
  • Kişilik faktörleri,
  • Kriz reaksiyonları,
  • Kültür,
  • Psikolojik faktörler,
  • Roller,
  • Sosyoekonomik faktörler,
  • Stres,
  • Umut ve umutsuzluk,
  • Yakınma.

Ağrı Eşiği Nedir?

Ağrı eşiği kişinin hissettiği ağrı şiddeti ile ilgilidir ve herkesin farklı bir ağrı eşiği vardır. Bazı insanlar daha düşük bir ağrı eşiğine sahipken bazıları daha yüksek bir ağrı eşiğine sahiptir. Ayrıca ağrının kaynağı da ağrı eşiği üzerinde etkili olabilir. Bazı durumlarda ağrı eşiği arttırılabilir veya azaltılabilir. Örneğin düzenli egzersiz yapmak ve stresi azaltmak ağrı eşiğini arttırabilir. Bununla birlikte kronik hastalıklar gibi bazı faktörler ağrı eşiğini azaltabilir. Ayrıca ağrının tedavisinde de ağrı eşiği dikkate alınır. Eğer kişinin ağrı eşiği düşükse daha güçlü ilaçlar kullanılması gerekebilir. Ancak bu durumda da yan etkiler göz önünde bulundurulmalıdır.

Ağrının Nedenleri Nelerdir?

Ağrı tipleri nelerdir? Neden kaynaklanır?” sorusu da merak edilenler arasında. Ağrı vücudumuzun birçok farklı nedenle tepki verdiği bir duyudur. Ağrıya sebep olan birçok faktör vardır. Bunlar arasında fiziksel yaralanmalar, enfeksiyonlar, inflamasyonlar ve sinir sistemi bozukluklarıdır. Ayrıca bazı ilaçların yan etkileri de ağrıya neden olabilir. Fiziksel yaralanmalar, kesikler, çürükler, kırıklar ve yanıklar gibi nedenler akut ağrılara sebep olabilir. Bu tür ağrılar genellikle birkaç gün içinde geçer. Ancak kronik ağrılar daha uzun sürebilir ve kanser, artrit veya sinir hasarı gibi ciddi sağlık sorunlarından kaynaklanabilir. Ayrıca psikolojik faktörler de ağrının şiddetini etkileyebilir. Örneğin stres, depresyon ve anksiyete gibi durumlar ağrının hissedilmesini artırabilir.

3.Obezite Nedir?

Obezite, vücutta aşırı miktarda yağ birikmesi sonucu ortaya çıkan kronik bir sağlık sorunudur. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre, vücut kitle indeksinin (BMI) 30'un üzerinde olması obezite olarak tanımlanır. Bu durum, kalp hastalığı, diyabet, hipertansiyon ve bazı kanser türleri gibi ciddi sağlık problemlerine yol açabilir. Obezite, genetik faktörler, çevresel etkenler, yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıkları gibi çeşitli nedenlerle gelişebilir. Ayrıca, modern yaşamın getirdiği hareketsizlik ve fast food tüketimi gibi alışkanlıklar da obezite riskini artırmaktadır. Bu nedenle, obeziteyle mücadelede dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve sağlıklı yaşam tarzı değişiklikleri büyük önem taşır. Obezite hastalığına yakalanan kişiye obez denir. E66, Uluslararası Hastalık Sınıflandırması (ICD) kodlamasında obeziteyi tanımlayan koddur.

Morbid obezite ne demek?

Morbid obezite, vücut kitle indeksinin (BMI) 40'ın üzerinde olduğu, ciddi sağlık riskleri taşıyan aşırı obezite durumudur.

Abdominal obezite nedir?

Abdominal obezite, karın bölgesinde aşırı yağ birikmesi sonucu oluşan obezite türüdür ve genellikle bel çevresi ölçümleriyle değerlendirilir.

Obezite Belirtileri

Obezite belirtilerini erken teşhis edebilmek tedavi açısından oldukça önemlidir. Birçok obezite hastalığı yaşayan kişilerde aynı belirtiler görülmektedir. Bu belirtiler arasında;

  • Uyku bozuklukları
  • Aşırı terleme
  • Nefes alma sorunu
  • Yemek yeme isteğinde artış
  • Horlama
  • Çabuk yorulma
  • Ayaklarda şişlik
  • Sırt ağrıları
  • Karın ve bel bölgesinde artan yağlanma bulunmaktadır.

Obezite Nedenleri

Obezite kişilerde farklı sebeplerden dolayı olabilir. Genel hatları ile obezite nedenlerini aşağıdaki gibidir.

  • Yanlış Beslenme Alışkanlıkları: Yüksek kalorili, yağlı ve şekerli yiyeceklerin aşırı tüketimi.
  • Fiziksel Aktivite Eksikliği: Hareketsiz yaşam tarzı ve yetersiz egzersiz.
  • Genetik Faktörler: Ailede obezite öyküsü bulunması.
  • Hormonal Dengesizlikler: Tiroid bezi hastalıkları gibi hormonal sorunlar.
  • Psikolojik Faktörler: Stres, depresyon ve duygusal yeme alışkanlıkları.
  • Çevresel Faktörler: Çalışma koşulları, uyku düzeni ve sosyal çevrenin etkisi.


Obezite Nasıl Tedavi Edilir?

Obezite ile mücadelede başarılı olabilmek disiplinli bir çalışma gerekir. Medicana Sağlık Grubu, Beslenme ve Diyet, Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları, Obezite Ve Metabolizma Cerrahisi birimleri,Psikiyatri bölümü koordineli çalışarak hastaya en uygun tedavi yöntemi belirlemektedir.

Diyet Tedavisi

Obezite tedavisi süresince en önemli basamak diyet ve egzersiz tedavisidir. Diyetisyen tarafından değerlendirilen kişi alması gereken günlük kalori miktarı ortaya konulup yeme programı hazırlanır. Diyetle kişi kilo verebilir ancak çoğu kilolu kişinin de yaşayarak tecrübe ettiği gibi diyeti bıraktığı ve normal yeme düzenine geçtiği anda aynı kiloları hatta daha fazlasını geri almaktadır.  Geri kilo almamak için yeni bir beslenme düzeni oluşturmalıdır. eski alışkanlıklarını terk etmelidir.

Egzersiz Tedavisi

Kilo vermenin ikinci en önemli çaresidir. Egzersizin yer almadığı bir zayıflama programı düşünülemez ve zaten başarılı olma ihtimali de yoktur. Egzersizin tek başına bile orta derecede kilo verdirdiği görülmüştür. Düzenli egzersiz yapan kişilerde istirahat sırasında da metabolizma hızının yüksek olduğu gösterilmiştir. Egzersizin enerji harcatan etkisi sadece hareket sırasında değil egzersizin sona erdirilmesinden sonra da devam etmektedir. Ancak fazla kilo vermek isteyen bir kişide egzersiz tek başına arzu edilen kiloya ulaşılmasında yeterli değildir. arzu edilen kiloya ulaştıktan sonra bu düzenin korunmasında en etkili yöntemdir.

İlaç Tedavisi

Kullanılan ilaçların; sağlık yönünden güvenilirliğinin saptanmış olması, mutlaka bakanlık onayının olması, nedene yönelik bir etki göstermesi, önemli yan etkisinin olmaması ve bağımlılık yapmaması gerekmektedir. Obezite ilaçları diyet ve egzersiz tedavisine ek olarak kullanılabilir. Günümüzde bilinçsiz ilaç kullanımına bağlı çok sayıda ölüm vakaları görüldüğünden bu tür ilaçların mutlaka hekim tavsiyesi ve kontrolünde kullanılması gerekliliği büyük önem taşımaktadır.

Çocuklarda Obezite

Giderek yaygınlaşan obezite hastalığı erişkinler kadar çocukları da etkisi altına almıştır. Dünya üzerindeki 2-19 yaş arasındaki çocukların %16.3’ünün obez olması ve bu sayının her geçen gün giderek artması da bir halk sağlığını sorunu haline gelmiştir. Giderek artan bu verilerin önüne geçmek için çocukların öncelikle ebeveyn kontrolünde olması gerekmektedir. Yaşıtlarına göre eğer çocuk daha kilolu ise ve vücut kitle endeksi olması gerekenden yüksekse uzman bir doktora başvurulması gerekmektedir. Çocuklarda başlanan erken tedavi ileride oluşabilecek hastalıkların da önüne geçmek için oldukça önemlidir. Bu süreçte anne ve babanın yemek yeme alışkanlığının düzenlenmesinde çocuklarına destek vermesi ve onu fiziksel aktiviteye teşvik etmesi de gerekmektedir.

Türkiye’de Obezite

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2014’ teki açıkladığı verilere göre; ülkemizde obez bireylerin oranı %19.9’dur. Bireylerin vücut kitle endeksi incelendiğinde; 15 yaş ve üstü bireylerin %33,7’si fazla kilolu, %42,2’si normal kilolu, %4,2’si ise düşük kiloludur. Cinsiyet yönünden bakıldığında ise; kadınların %24,5’i obez, %29,3’ü ise fazla kiloludur. Erkeklerde ise bu oranlar sırasıyla, %15,3 ve %38,2’dir. Türkiye nüfusuna göre bu veriler rakamlara döküldüğünde ise ülkemizde; 40 milyon “kilolu” ve 8 milyon “obez” birey bulunmaktadır.

Obezite Nasıl Hesaplanır?

Obezitenin derecesini saptamak için birçok yöntem geliştirilmiştir. Günümüzde en çok kullanılan yöntem vücut kitle indeksidir. Obezite hesabı için formül: Kişinin ağırlığının (kg cinsinden) boyunun (metre cinsinden) karesine bölünmesiyle elde edilir. Obezite dereceleri aşağıdaki gibidir:

  • 20 – 24.9 ise normal
  • 25 – 29.9 ise kilolu
  • 30 – 34.9 ise obez
  • 35 – 39.5 ise tip II obez
  • 40 – 49.9 ise morbid obez
  • 50 ve üzeri ise süper obez diye kabul edilmektedir.

Örnek Vücut Kitle Endeksi Hesaplama 

Boyu 1.75 metre kilosu 75 kilogram olan bir kişinin vücut kitle indeksini hesaplamak için;

  1. Boyunun karesi alınır. 1.75 x 1.75 = 3.0625
  2. Ardından 75 / 3.0625 = 24.48 yani 24.5 olarak hesaplanır. 

Çıkan sonucu obezite dereceleri üstünden kontrol ettiğimizde normal aralıkta olduğunu söyleyebiliriz. 

Obezite sınırı kaç kilodur?

Bu sınır kişiden kişiye değişebilir; kas kütlesi yüksek olan bireylerde vücut kitle indeksi yüksek olsa da obez olmayabilirler. Bu nedenle, obezite değerlendirilirken sadece kilo değil, genel sağlık durumu ve vücut kompozisyonu da dikkate alınmalıdır.

Obeziteyle Nasıl Mücadele Edilmelidir?

Obezite, dünyada görülme sıklığı en fazla artan hastalıklar arasındadır. Obezitenin neden olduğu hipertansiyon, tip 2 diyabet, hiperlipidemi iskemik kalp hastalığı ve benzeri hastalıklardan dolayı obez hastaların yaşam süresi normal kişilere göre yaklaşık 15 yıl daha kısadır. Obezite, kolorektal kanserler, meme ve prostat kanseri gibi kanser türleri için de risk faktörüdür. Bu yüzden de sağlıklı beslenme ve obezite arasındaki denge iyi korunmalıdır. Beslenme ve aktivite alışkanlıklarının düzenlenmesinin yanı sıra hastanın ailesi başta olmak çevresi de bu konuda bilgilendirilmelidir. Zorlu bir süreç olan obezite hastalığında başarılı sonuç elde edilmesi için kişinin kararlılığı önem arz etmektedir. Uzman doktorlardan obezite hakkında bilgi almak ve bu süreçte devamlı kontrol altında tutulmak tedaviyi olumlu yönde etkileyecektir.

Obezite Sıkça Sorulan Sorular

Obezite Cerrahisi Riskli midir?

Günümüzde uygulanan tüm cerrahi girişimler belli oranlarda riskler taşımaktadır. Aynı şekilde obezite cerrahisinde de benzer riskler söz konusudur. Ancak obezite cerrahisi planlanan aday, ayrıntılı bir şekilde ameliyata hazırlandıktan sonra deneyimli bir cerrahi ekip tarafından ameliyat edilerek ameliyat sonrası yakın takip edilirse risklerin son derece düşük bir düzeye ineceğini ve obezite cerrahisinin güvenle uygulanabileceğini rahatlıkla söylemek mümkündür.

Obezite Cerrahisi Sonrası Hangi Komplikasyonlar Gelişebilir?

Özellikle önlem aldığımız ve yakın takip ettiğimiz 3 (üç) komplikasyonu vurgulamak gerektiğini düşünüyoruz.1-Tromboembolizm:Bacağın derin toplar damarlarında pıhtılaşan kanın özellikle akciğer damarlarını tıkamasyla yaşamı tehdit eden durumla karşılaşılır.Tromboembolizm riskini,; ameliyattan önce yapılan düşük molekül ağırlıklı heparin, ameliyat sırasında hastaya giydirilen pnömotik çoraplar ve ameliyat sonrası hastanın olabildiğince erken ( 4 saat sonrası) saatte hastanın mobilize edilmesi ile çok büyük ölçüde azaltır.2-Kanama: Hasta ameliyat sonrası yakından takip edilmelidir.3-Kaçak: Ameliyat hattında açılma olması sonucu mide içeriğinin karın boşluğuna kaçması kaçak olarak tanımlanmaktadır. Kaçak, hastanın yakın takibi ile erken fark edilerek çözüm sağlanabilen bir komplikasyondur.

Diyabet Hastaları Obezite Ameliyatı Olabilir mi?

Obezite cerrahisinin en faydalı olduğu grup tip 2 diyabetin teşkil ettiği obez hastalardır. Bu gruptaki hastalara obezite cerrahisi özellikle tavsiye edilmektedir.

Kalp Hastaları Obezite Ameliyatı Olabilir mi?

İleri derece kalp yetmezliği, anstabil angina pektoris ve ileri aort darlığı gibi ciddi kalp rahatsızlığı olan hastalar dışındaki kalp hastaları yapılan ayrıntılı kardiyolojik analiz sonrası gerekli tıbbi öneriler ile güvenle obezite ameliyatı olabilirler.

Obezite Ameliyatı Sonrası Her Besin Tüketilir mi?

Ameliyat sonrasında doktorun vermiş olduğu beslenme programına uyulmalıdır. Bu program dahilinde yüksek kalorili, baharatlı ve çok yağlı gıdalar tüketilmemeli, tatlılar doyumluk değil tadımlık olmalıdır. Aynı zamanda asitli ve gazlı içecekler tüketilmemelidir. Bu içecekler reflüye sebep olabileceği gibi midenin tekrar büyümesine de neden olabilirler.

Obezite Ameliyatı Sonrası Eski Kiloya Ulaşılabilir mi?

Ameliyat sonrası hastalar dikkatli olmaları gerekir. Seçilen ameliyat tipine bağlı olarak geri kilo alma problemi yaşayabilirler. Bu risk Tüp mide ameliyatları sonrası daha fazladır.. yaklaşık olarak 3 yıldan sonra %5 ile %10 düzeyindedir ancak genellikle hiçbir zaman eski kilolarına ulaşamazlar.

Obezite Ameliyatı Sonrası Ne Zaman İşe Dönülebilir ve Spor Yapılabilir?

Hafif işlerde çalışan hastalarımız (büro yani masa başı işler) ortalama bir hafta veya on gün sonra, daha ağır işlerde çalışan hastalarımız ise ortalama 3 veya 4 hafta sonra işlerine dönebilmektedirler. Ameliyat sonrası ilk 15 gün hafif tempolu yürüyüş, 15 günden sonra tempolu yürüyüş, 1. aydan sonra yüzme, 3. aydan sonra plates, 6. aydan sonra ise ağır sporlar rahatlıkla yapılabilmektedir.

Obezite Ameliyatı Sonrasında Ne Zaman Kilo Verilmeye Başlanır?

Ameliyat sonrasında diyet ve egzersiz programına uyulması ile ilk 3 ay içerisinde %10-%20 arasında kilo vermek mümkündür. Sonraki 6 ayda ise %30-%35 arasında kilo verilip, geri kalan aylarda ise istenilen kiloya ulaşılır.

Obezite Ameliyatı Sonrasında Sarkmalar Meydana Gelir mi?

Kişinin vücut ve deri tipine göre sarkmalar meydana gelebilir. Ameliyattan sonra yapılan egzersizler bu anlamda da oldukça önemlidir. Düzenli yapılan egzersizler ile sarkmaların önüne geçmek mümkündür. Eğer kişi sarkmalarından şikâyetçi ise kilosu sabit kaldıktan 1 sene sonra plastik cerrahlarımız ile görüşebilir.

Obezite Ameliyatı Sonrasında Uyku Apnesi Geçer mi?

Hastaların birçoğunda bu rahatsızlığın geçtiği görülmüştür.

Obezite Ameliyatı Sonrasında Saç Dökülmesi Neden Olur?

Bazı kişilerde saç dökülmesi görülebilmektedir. Bunun sebebi ise vücutta meydana gelen hormonal değişikliklerdir. Dökülen saçlar tekrar geri gelebileceği gibi bu süreçte doktor kontrolünde ek vitaminler kullanılabilir.

Obezite Ameliyatı Hangi Yaş Aralıklarında Yapılır?

18 ila 65 yaş aralığında ameliyat olma ve anestezi almaya engeli bulunmayan tüm obez hastalar ameliyat olabilmektedir. 65 yaş üstü ayrıca değerlendirilmelidir. 18 yaşın altındaki hastalar için ise mutlaka ebeveyn onayı gerekmektedir.

4.MİDE HASTALIKLLARI NELERDİR ?

Midenin Görevi Nedir?

Mide, gıdaların öğütülüp sindirime hazır hale getirildiği yerdir. Emilime hazır hale gelen gıdalar ince bağırsağa yollandıktan sonra sindirim başlamaktadır.    

Midemizi Etkileyen Hastalıklar Nelerdir? 

Midemizi etkileyen hastalıkların başında reflü gelmektedir. Son yıllarda bu hastalığın sayısında ciddi artış görünmektedir. Gastritte sık olarak görülen bir diğer hastalıktır. Özellikle mide kanseri ve mide ülserine yol açan helikobakterin başarıyla tedavi edilmesinden sonra bu hastalıkların giderek azaldığını sevinerek söyleyebiliriz. 

Helikobakter Nedir?

Helikobakter genellikle ağız yoluyla sebze ve meyvelerden bulaşan bir bakteridir. Hijyenin iyi sağlanmadığı gelişmemiş bölgelerde daha sık görülmektedir. Bakteri mide mukozasına yerleşerek iltihaba yol açmaktadır. Bunun sonucunda ülser, midede kanser ve gastrit meydana gelmektedir. Helikobakter tedavisi antibiyotikler ve mide koruyucu ilaçlar yardımıyla yapılmaktadır. 

Mide Hastalıklarının Tedavisinde Hangi Yöntemler Uygulanıyor?

Mide hastalıklarının tedavisinden teşhisin iyi konması önemlidir. Maalesef artık günümüzde elle muayene ile mide hastalığının tanısını koyamamaktayız. Burada en sağlıklı yöntem endoskopidir. Bu sayede, mide şikayeti olan hastanın rahatsızlığını net bir şekilde görerek, en doğru tedavi yöntemini kolaylıkla uygulayabilmekteyiz. Hastanın reflüsü varsa ilaç tedavisinin yanı sıra yaşam tarzında bir takım değişiklikler yapmasını öneriyoruz. Ülserde ise hastalığa yol açan faktörlerin saptanması gereklidir. Hastalık genellikle helikobakter, aşırı akut bir stres veya ağrı kesici ilaçlar neticesinde oluşabilir. Eğer hasta aç karnına ağrı kesici ilaç aldıysa bunun ülser yapıcı etkisi son derece fazladır. Eğer stresten kaynaklı bir sorunsa mide koruyucu ilaçla birlikte psikolojik destek almasını hastaya tavsiye ediyoruz. Akut ve kronik olmak üzere gastrit ikiye ayrılmaktadır. Akut gastrit genellikle üşütmeyle, ağrı kesicilerle, alkolle ve bazı gıdalarla oluşmaktadır. Mide koruyucu ve antiasit ilaç yardımıyla akut gastriti tedavi ediyoruz. Kronik gastritte ise helikobakter ve ağrı kesici kullanımını araştırıyoruz. Ardından doğru tedavi yöntemleriyle hastalarımızın sağlıklarına kavuşmalarına yardımcı oluyoruz. 

Stres Mideyi Nasıl Etkiler?  

Hastanın bir yakınını kaybetmesi, trafik kazası, tartışma, kavga, ani bir kötü haber, üzüntü gibi durumlarda meydana gelen stres, midede asit oranının aşırı artmasına ve ülser oluşumuna neden olabilir. Hatta buna bağlı mide kanaması riski de mevcuttur.

Bilinçsiz İlaç Kullanımının Mideye Etkileri Nelerdir? 

Doktora danışılmadan bilinçsizce kullanılan ağrı kesiciler, midede ciddi rahatsızlıkların oluşmasına neden olabilir. Bu nedenle hastalarımıza reçetesiz ağrı kesici kullanmamalarını öneriyoruz. Eğer mutlaka lamları gerekiyorsa, tok karnına ve mide koruyucu ile birlikte almalarını öneriyoruz.

Mevsim Geçişleri Mide Rahatsızlıklarına Neden Olur Mu?

Ülser ve gastritin mevsim geçişlerinden etkilendiğini söyleyebiliriz. Havaların soğuması, mevsimle birlikte besin ve yeme-içme alışkanlığının değişmesi veya birey psikolojisi artışa neden olarak söylenebilir.  

Sağlıksız Beslenmenin Mideye Zararları Nelerdir?

Düzensiz beslenme alışkanlığı mide rahatsızlıklarının oluşmasına neden olabilir. Bu sebeple öğünlere sadık kalarak sağlıklı bir beslenme alışkanlığı kazanılmalıdır.

Mide Sağlığımızı Korumak İçin Neler Yapmalıyız? 

  • Sigara, alkol ve stresten uzak durulmalı
  • Bilinçsiz ağrı kesici kullanılmamalı
  • Sıcak ve soğuk karıştırılmamalı 
  • Mideyi yormayacak şekilde beslenilmeli. Aşırı acılı, baharatlı, biberli gıdalardan uzak durulmalı
  • Gıdalar iyi çiğnenmeli
  • Fast food ürünlerden ve asitli içeceklerden uzak durulmalı 
  • 5.Bağırsak Hastalıkları Nelerdir?

  • İltihabi bağırsak hastalıkları, başta bağırsak olmak üzere sindirim organlarının uzun süre inflamasyona maruz kalması sonucu ortaya çıkar. Bu hastalıklar, ara ara alevlenme ve remisyona girme şeklinde ilerler. Uygun tedavi ile hastalığın ilerleyişini durdurmak ve hastalığa bağlı komplikasyonların gelişmesini önlemek mümkün olur.

    İltihabi bağırsak hastalığı nedir?

    İltihabı bağırsak hastalığı tanımı; başta bağırsaklar olmak üzere sindirim sisteminde kronik inflamasyon (iltihaplanma) sonucu ortaya çıkan hastalıklar için kullanılır. İltihabi bağırsak hastalıklarının en sık görülen iki tipi, ülseratif kolit ve Crohn hastalığıdır.Ülseratif kolit; başlıca kalın bağırsak ve rektumu etkileyen bir rahatsızlıktır. Ülseratif kolitte, kalın bağırsağı döşeyen yüzeyel tabaka etkilenir ve bağırsak yüzeyinde ülser oluşumu gözlenir.Crohn hastalığı; sindirim sisteminin herhangi bir bölgesini etkileyebilmek ile birlikte en sık ince bağırsak tutulumu yapar. Ülseratif kolitte bağırsağın sadece yüzey tabakası etkilenirken Crohn hastalığında daha derin dokular da etkilenebilir.İltihabi bağırsak hastalıklarının belirtileri, hastalığın etkilediği bölgeye ve iltihaplanmanın derecesine göre farklılıklar gösterir. Bazı hastalar daha hafif semptomlar gösterilen bazı hastalar şiddetli belirtilere sahip olabilir. İltihabı bağırsak hastalıkları; belirtilerin şiddetlendiği alevlenme ve semptomların hafiflediği remisyon dönemleri ile seyredebilir. Ülseratif kolit ve Crohn hastalığında sık görülen belirtiler:
    • İshal
    • Karın ağrısı
    • Gaitada (dışkıda) kan
    • Karın krampları
    • İştah kesilmesi
    • Yorgunluk, halsizlik
    • İstemsiz kilo kaybı
    şeklinde sıralanabilir.İltihabi bağırsak hastalıkları belirtilerinden bir ya da birkaçını gösteren, son zamanlarda bağırsak hareketlerinde değişim fark eden kişilerin; doktora başvurarak gerekli tetkikleri yaptırması faydalı olacaktır. İltihabi bağırsak hastalıkları çok ciddi sağlık problemlerine sebep olabileceğinden tanısı ve tedavisi atlanmaması gereken rahatsızlıklardır.

    İltihabi bağırsak hastalıkları komplikasyonları nelerdir?

    İltihabi bağırsak hastalıkları vücutta bazı istenmeyen etkilerin oluşmasına yol açabilir. Hem ülseratif kolit hem de Crohn hastalığında ortak olarak görülebilecek komplikasyonlar:
    • Kolon kanseri: Kalın bağırsağının büyük bir kısmı ülseratif kolit ya da Crohn hastalığından etkilenmiş hastalarda kolon kanseri gelişme riski artmıştır. İltihabi bağırsak kanseri tanısı alan hastalar, tanıdan 8-10 yıl sonra kolon kanseri açısından taranmaya başlanır. Taramaya başlama süresi hastanın; yaşı, ek hastalıkları, aile öyküsü gibi özelliklerine bağlı olarak değişebilir. Bu nedenle tanı alan hastalar, kolon kanseri taramasına ne zaman başlanacağı ile ilgili olarak doktoruyla görüşmelidir.
    • Cilt, göz ve eklem iltihaplanmaları: İltihabı bağırsak hastalıklarının alevlenme dönemlerinde artrit (eklem iltihabı), cilt lezyonları, üveit gibi rahatsızlıklar görülebilir.
    • İlaç yan etkileri: İltihabi bağırsak hastalıklarının tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar, kanser gelişimi açısından az da olsa risk taşıyabilir. Yine tedavide kullanılan kortikosteroidler; kemik erimesi, yüksek tansiyon gibi durumlara yol açabilir.
    • Primer Sklerozan Kolanjit: Karaciğer içinde yer alan safra kanallarının iltihaplanarak daraldığı bu durum, karaciğer fonksiyonlarında bozulmaya yol açabilir. Primer sklerozan kolanjit hastası kişilerde, iltihabi bağırsak hastalığı bulunma ihtimali yüksektir.
    • Pıhtı: İltihabi bağırsak hastalıkları, damar içinde kan pıhtısı oluşma riskini artırır.
    Crohn hastalığına bağlı olarak oluşabilecek istenmeyen durumlar:
    • Bağırsak tıkanıklığı: Crohn hastalığı, bağırsak duvarının tüm katmanlarını etkileyebilir. Etkilenen kısımdaki bağırsak duvarı kalınlaşıp daralarak, sindirim materyallerinin bağırsak içerisindeki ilerleyişini engeller.
    • Malnütrisyon: Crohn hastaları; ishal, karın ağrısı ve krampları yüzünden yemek yemekte zorlanabilir. Ayrıca bağırsakta da besin emiliminde problemler meydana gelebilir. Bu durumlar hastada, vücudun ihtiyaç duyduğu gıdaların alınamamasına yol açar. Crohn hastalarında B12 vitamini ve demir eksikliğine bağlı anemi (kansızlık) gelişebilir.
    • Fistül oluşumu: Fistül, iki farklı vücut kısmı arasında anormal bir bağlantı oluşumu anlamına gelir. Crohn hastalığında, bağırsak duvarı tamamen iltihaplanarak başka organ duvarlarına kadar ilerleyip fistül oluşturabilir. En sık fistül oluşumu, anal (perianal) bölgede görülür. Fistül enfekte olarak abse halini alabilir.
    • Anal fissür: Crohn hastalarında, anüs çevresini döşeyen cilt yüzeyinde küçük bir yırtılma oluşabilir. Bu duruma anal fissür oluşumu adı verilir.
     Ülseratif kolitte görülen komplikasyonlar:
    • Toksik megakolon: Ülseratif kolit hastalarında, kalın bağırsak aniden şişip genişleyerek toksik megakolon adı verilen tabloya neden olabilir.
    • Bağırsakta delinme (perforasyon): Bağırsak delinmesine toksik megakolon sebep olabileceği gibi perforasyon kendiliğinden de oluşabilir.
    • Aşırı sıvı kaybı: İshal nedeniyle vücuttan aşırı miktarda sıvı kaybedilmesi dehidratasyona yol açabilir.

    İltihabi bağırsak hastalıkları neden olur?

    İltihabı bağırsak hastalıklarının neden olduğu konusu henüz yeterince aydınlatılamamıştır. Uzmanlar; beslenme, genetik, stres ve çevresel etmenler gibi pek çok faktörün hastalık gelişiminde etkili olabileceğini düşünmektedir.İltihabi bağırsak hastalıklarının gelişiminde bağışıklık sistemi de rol oynar. Normal şartlarda bağışıklık sistemi; tüm vücutta olduğu gibi sindirim sistemine giren zararlı bakteri, virüs, parazit gibi mikroorganizmaları tanır ve yok eder. Bu süreç esnasında bağırsakta, enfeksiyonla mücadele etmek için bağışıklık sistemi aracılığıyla iltihaplanma oluşur. Enfeksiyon durumu ortadan kalktığında iltihaplanma düzelir ve bağırsak eski haline geri döner. Sağlıklı kişilerde enfeksiyon süreci bu şekildedir. İltihabi bağırsak hastalığında, ortada bir enfeksiyon olmamasına rağmen bağırsakta iltihaplanma oluşur. Bağışıklık sistemi, vücudun kendi hücreleri olan sağlıklı bağırsak hücrelerine saldırır ve organ hasarına neden olur.İltihabı bağırsak hastalıkları için risk oluşturan durumlar:
    • Yaş: Tanı alan hastalar genellikle 30 yaşından küçüktür. Ancak bazı kişilerde hastalık 50’li yaşlara kadar ortaya çıkmayabilir.
    • Aile öyküsü: Ebeveyn, kardeş, çocuk gibi birinci derece akrabalarında iltihabi bağırsak hastalığı bulunan kişilerde hastalık daha sık görülür.
    • Sigara: Sigara içmek, Crohn hastalığı gelişiminde en önemli kontrol edilebilir risk faktörüdür.
    • Non Steroidal Antiinflamatuar İlaçlar: İbuprofen, naproksen sodyum, diklofenak sodyum gibi etken maddeler içeren NSAİ grubu ilaçlar hem hastalık gelişimi hem de mevcut hastalığın ilerlemesi açısından risk oluşturur.

    İltihabi bağırsak hastalıkları tanı ve tedavisi nasıldır?

    Tanıda, belirti ve bulgulara neden olabilecek diğer rahatsızlıklar da göz önüne alınarak kapsamlı bir araştırma yapılır. Olası hastalıkların değerlendirilmesi için kan tahlili, gaita (dışkı) testleri uygulanır. Ülseratif kolit veya Crohn hastalığının sindirim organları üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi için endoskopi, kolonoskopi gibi yöntemler kullanılır. Endoskopik yöntemlerin uygulanamayacağı, bağırsak delinmesi (performasyonu) gibi durumları olan hastalarda; X,ray, BT, MR gibi görüntüleme yöntemlerinden faydalanılabilir.İltihabi bağırsak hastalıklarının tedavisinde temel amaç; rahatsızlığa neden olan inflamasyonun (iltihaplanmanın) azaltılmasıdır. İltihaplanmanın azaltılması; hem belirti ve bulguların hafiflemesini hem de hastalığın uzun dönemde remisyona uğramasını sağlar. Bunların yanı sıra tedavi sayesinde hastalığa bağlı oluşabilecek komplikasyonların önüne geçilebilir.Tedavide hem ilaç tedavisi hem de cerrahi yöntemler kullanılabilir.İlaç tedavisinde;
    • İltihaplanmayı azaltmak adına kortikosteroid gibi antiinflamatuar ilaçlar
    • Bağışıklık yanıtını baskılamak için azotriopin, metotraksat benzeri ilaçlar
    • Hastalığa bağlı olarak enfeksiyon gelişmişse antibiyotikler kullanılabilir.iz.
    Hastanın durumuna bağlı olarak doktor; ishal önleyici, ağrı kesici ilaç ve vitamin takviyesi reçete edebilir.İltihabi bağırsak hastalığına sahip hastalarda aşırı kilo kaybı görüldüğünde veya hastanın beslenmesi ciddi derecede bozulduğunda, hastaya beslenme desteği başlanması gündeme gelebilir. Hastaya tüp (enteral nütrisyon) ya da damar yolu aracılığıyla beslenmenin sağlandığı (parenteral nütrisyon) özel beslenme yöntemleri uygulanabilir. Bu sayede hem hastanın toparlanması hem de bağırsağın dinlendirilmesi sağlanır.Ülseratif kolit ve Crohn hastalığının cerrahi tedavisinde, etkilenen bağırsak kısmının çıkarılması ve geriye kalan bağırsağın sağlıklı bir biçimde işlevini yerine getirmesi amaçlanır. Hastalığa bağlı olarak gelişen bağırsak tıkanıklığı gibi komplikasyonların tedavisi de cerrahi müdahale gerektirebilir. Ancak bu hastalıklarda cerrahi kesin çözüm sağlamaz. Ameliyat, hastanın genel durumunun daha iyi hale gelmesi ve olası komplikasyonların önüne geçmek için yapılır.İltihabi bağırsak hastalığı şüphesi taşıyorsanız donanımlı bir sağlık merkezine başvurarak gerekli kontrollerinizi yaptırmalısınız. İltihabi bağırsak hastalığı tanısı almış kişilerin de en etkili tedavi yöntemlerini konuşmak ve hastalıkla ilgili ayrıntılı bilgi sahibi olmak için bir gastroenterologa başvurması faydalı olacaktır.Sağlıklı günler diler

6.CİLT HASTALIKLARI NELERDİR ?

Deri, vücudun dış yüzeyini tamamen kaplayan vücudun en büyük organdır. Dış ortamla sürekli olarak temas halinde bulunan deri; alerjenler, fiziksel etkenler, iklim koşulları, mikrobiyal ajanlar ve daha birçok çevresel faktör ile etkileşim içerisindedir. Bu durum deriyi birçok hastalığa yatkın hale getirir. Cilt hastalıkları, ülkemizde ve dünyada en sık görülen sağlık sorunları arasında yer alır. Bulunduğu bölgeye ve oluşum nedenine göre pek çok farklı türü bulunan deri hastalıklarının tanı, tedavi ve takip işlemleri hastanelerin dermatoloji (cildiye) birimlerince yürütülür. Cilt hastalıklarının birçoğunda görülen belirtiler birbiriyle benzerlik gösterir. Bu durum teşhisin gecikmesi, yanlış tedavi uygulamaları gibi bazı olumsuzluklara yol açabilir. Deri hastalıkları da diğer bütün hastalıklar gibi oldukça önemlidir. Bu nedenle deri hastalıklarının da diğer tüm hastalıklar gibi ciddiye alınması, erken teşhis ve tedavi için gerekli işlemlerin yapılması önemlidir. Böylece hastalık ilerlemeden daha başarılı şekilde tedavi uygulanabilir. 

Akne

Aknenin toplumda bilinen yaygın adı sivilcedir. Birçok insanda belli dönemlerde yoğun olarak görülürken bazı insanlarda ise tüm yaşamları boyunca görülür. Aknenin oluşmasını tetikleyen birkaç etken vardır. Genel olarak deri altında yağ üretimi ile görevli bezlerin ve kıl köklerinin çeşitli nedenlerden dolayı tıkanmasından dolayı insanlarda akne oluşumu gözlenir. İnsan vücudunun cildi nemli tutmayı sağlayan sebum üretimini artırması, gereksiz olan sebum hücrelerinin ölmesine neden olur. Bunun sonucunda ölü sebum hücrelerinin gözeneklere sıkışması sonucunda beyaz ya da siyah nokta oluşumu gözlenir. Bu durumda insan vücudunda yaşayan bakteriler, gözenekler içinde hapsolur ve akneler ortaya çıkar. Genel olarak alın, göğüs, yüz, omuzlarda ve üst sırtta rastlanır. Akne, insanın doğumundan itibaren her yaşta ortaya çıksa da yaygın olarak gençlerde görülür. Akne; hormon dengesizliği, kullanılan ilaçlar ve aşırı şekerli gıdalardan dolayı yoğunlaşabilir. Bu nedenle insanların beslenmelerine ve kullandıkları ilaçlara dikkat etmesi gerekir. 

Egzama

Egzama, cildin kızarmasına ve kaşınmasına neden olan bir tür cilt hastalığıdır. Akne gibi egzama da her yaştan insanda görülebilir, yoğun olarak çocuklarda ortaya çıkar. Bilimsel olarak atopik dermatit olarak adlandırılan egzama, bazı hastalarda kronik olabilir, bazı hastalarda ise dönem dönem ortaya çıkar. Kronik egzama hastalarının ömür boyu bu hastalıkla yaşamaya alışması gerekir. Bazı nadir durumlarda egzamaya astım veya saman nezlesi eşlik edebilir. Henüz egzamanın kesin bir tedavisi bulunabilmiş değildir. Ancak uygulanan tedaviler ve kişisel bakımlar egzamanın ortaya çıkardığı kaşıntıyı önleyebilir ve yeni salgınların ortaya çıkmasının önüne geçebilir. Egzamalı hastalar sert sabunlardan kaçınmalı, cildi düzenli olarak nemlendirmeli ve doktorun önerdiği kremlerden faydalanmalı, böylece hastalığın hafiflemesini sağlamalıdır. Aksi takdirde egzamanın cildin diğer yerlerine yayılması durumu da görülebilir. 

Kurdeşen (Ürtiker)

Kurdeşen ciltte ortaya çıkan ve kısa sürede kaybolan, böcek veya sinek ısırığına benzeyen, kırmızı veya ten rengi şeklindeki küçük yumrulardır. Deri döküntülerinin kurdeşen olma ihtimali vardır ve bu döküntülere kaşıntı eşlik eder. Ürtiker olarak da bilinen kurdeşen, dünya üzerinde bulunan insanların yaklaşık olarak yüzde 20'lik kısmını yaşamlarının bir kısmında etkiler. Çizilme, alkollü içecekler, egzersiz veya duygusal değişimler kurdeşenin ve kaşıntının şiddetini artırabilir. Kurdeşen belirtisi görülmesi halinde muayene olunması gerekir. Doktorun vereceği krem ve merhemler kurdeşenin belirtilerinin hafiflemesini, ortadan kalkmasını sağlar.

Uçuk ve Zona

Varicella zoster adı verilen ve suçiçeği hastalığına da neden olan virüsün sebebiyet verdiği sinir iltihabına zona denir. Suçiçeği çocukluk döneminde ortaya çıkar ve bulaşıcıdır, bu hastalık ilerleyen yaşlarda zona olarak kendini yeniden gösterebilir. Suçiçeği geçirdikten sonra sinir köklerinde uyur vaziyete geçen virüs zonayı oluşturur. Vücudun zayıfladığı bir dönemde de zona hastalığı ortaya çıkar. Uçuk ise herpeks simpleks adlı virüse bağlı olarak ortaya çıkar. Genel olarak ağız, dudak ve diş etinde yaralar olarak kendini gösterir. Bu yaralar içleri sıvı ile dolu, ağrılı ve kümeler halinde ortaya çıkar. Uçuk virüsü, insan vücuduna yerleşir ve insan ömrü boyunca vücutta kalır. Zona virüsü gibi uçuk virüsü de vücut direncinin düştüğü zamanlarda ortaya çıkar. Doktor önerisine uyularak krem veya merhem hastalığın hafiflemesine yardımcı olur.

Sedef Hastalığı

Sedef hastalığının oluşmasında artan cilt hücresi üretimi etkilidir. Sedef ciltte pullarla kaplı, kırmızı, kabuklu lekelerin oluşmasına neden olur. Bu lekeler genel olarak dirseklerde, dizlerde, kafa derisi ve sırtta gözükse de vücudun herhangi bir noktasında da ortaya çıkabilir. Bazı hastalarda kaşıntı ve ağrı gözlenir. Herhangi bir yaş grubu, hastalığa daha yatkın değildir, her yaştan insanda sedef hastalığı görülmesi mümkündür. Her hastada hastalık aynı seyirde ilerlemez, kimi hastalarda kaşıntılar ve ağrılar daha şiddetli iken kimilerinde daha hafif olabilir. Hastalığın tedavisi için D vitamini analogları veya topikal kortikosteroidler kullanılır. Bu uygulamalar, kremler ve merhemler ile sağlanır. Bu tedavi yöntemlerinin yetersiz kaldığı hastalarda daha sistematik tedaviler uygulanır. Bu tedavi yöntemleri, oral veya enjekte edilmiş ilaçları kapsar.

Mantar Enfeksiyonları

Mantar enfeksiyonları, cilt hastalıklarının içerisinde çok büyük bir paya sahiptir. Mantarın tedavi edilmemesi başka enfeksiyonların da bu hastalığa eklenmesine sebep olabilir. Lenfanjit adı verilen lenf bezi iltihaplarına yol açma ihtimali vardır. Mantar enfeksiyonlarının birçok çeşidi vardır. Bunlardan en yaygın olanları tırnak mantarları, kasık mantarları, vücut mantarı ve genital bölge mantarlarıdır. Tırnak mantarları tırnağı şeklinin bozulmasına ve kırılmalara yol açar. Kasık mantarları uyluk bölgesinde ortaya çıkar ve kızarıklık, kaşıntı ve su toplaması şeklinde kendini gösterir. Vücut mantarları ise vücudun her bölgesinde görülebilir. Yine kaşıntı, kızarıklık ve su toplaması şeklinde kendini gösterir. Genital bölge mantarları ise kadınlarda vajinal mantar olarak yaygın şekilde görülür. Kaşıntı, koku ve akıntı olarak kendini gösterir. Doktorun önerdiği krem ve merhemler kullanılarak mantarların tedavisi mümkündür.

Cilt Kanseri

Cilt kanseri, cilt hücrelerinin anormal olarak büyümesi ile genel olarak yoğun şekilde güneşe maruz kalan insanlarda görülür. Ancak yalnızca cildin güneş gören bölgelerinde ortaya çıkmaz. Vücudun her noktasında cilt kanseri görülme olasılığı vardır. Bazal hücreli karsinom, yassı hücreli karsinom ve melanom olarak üç farklı şekilde görülür. Ultraviyole ışınlara maruz kalma süresi azaltılarak cilt kanserinden kaçınılabilir. Böylece cilt kanseri riskinin azaltılması söz konusudur. Güneşin yoğun olduğu zamanlarda vücut kremi kullanmadan güneşe çıkmak riski artırır. Genel olarak güneşle direk teması olan kafa derisi, yüz, dudaklar, kulaklar, boyun, göğüs, kollar ve ellerde görülür. Kadınlar özelinde ise bacaklarda görülme olasılığı daha yüksektir. Nadiren de olsa avuç içi, el ve ayak tırnaklarında da cilt kanseri görülme riski vardır. Yapılan araştırmalar açık cilt rengine sahip kişilerin cilt kanserine daha çok yakalandıklarını ortaya koymuştur. Ancak bu koyu tenli insanları cilt kanserine yakalanmadığı anlamına gelmez. Daha düşük oranlı da olsa koyu tenli insanlarda da cilt kanseri ortaya çıkar. Dondurucu, eksizyonel cerrahi, mohs ameliyatı, kürtaj ve elektrodesikasyon veya kriyoterapi, radyasyon tedavisi, kemoterapi, fotodinamik tedavi ve biyolojik tedavi olmak üzere birkaç çeşit tedavisi mümkündür. Yukarıdaki hastalıklardan herhangi biri veya farklı bir deri hastalığına ilişkin belirtiler taşıyorsanız sağlık kuruluşlarının dermatoloji polikliniklerine başvurarak muayene olabilirsiniz.

Kaşıntı Kaşıntı Günlük hayatı olumsuz etkileyen rahatsızlıkların başında kaşıntı şikâyeti gelir. Özellikle tedaviye yanıt vermeyen ve kendiliğinden geçmeyen, uzun süreli kaşıntı sorunu, yaşam kalitesinin düşmesine sebep olabilir. Kaşıntı çeşitli sağlık sorunları sebebiyle meydana gelebildiğinden, altta yatan sebebin doğru tespit edilmesi ve uygun yöntem ile tedavi edilmesi gerekir. İçindekiler Kaşıntı Nedir? Kaşıntı Nasıl Meydana Gelir? Kaşıntının Sebepleri Nelerdir? Kaşıntı Şikayetine Yaklaşım Nasıldır? Kaşıntı Tedavisinde Neler Yapılır? Kaşıntı Nedir? Kaşıntı veya tıptaki adıyla pruritus; çeşitli sebeplerle vücudun belirli bir bölgesinde veya vücut genelinde kaşınma dürtüsünün ortaya çıkması veya rahatsızlık hissedilmesidir. Sıklıkla cilt dokusunun tahriş olmasıyla veya yabancı maddelerce uyarılmasıyla ortaya çıksa da; bazı dahili hastalıklar nedeniyle de vücut genelinde kaşıntı görülebilir. Kaşıntı Nasıl Meydana Gelir? Kaşıntı, fizyolojik olarak; cilt dokusunun altında yer alan ve dokunma, basınç, titreşim ve ağrı gibi duyuların algılanmasıyla görevli sinir uçlarının, çeşitli etkenler nedeniyle uyarılması sonucu rahatsızlık hissinin ortaya çıkmasıyla ilgilidir. Buna göre, bazı kimyasal maddeler (cildi tahriş eden asitler veya çamaşır suyu vb.), çeşitli fiziksel durumlar (sıcaklık artışı, radyasyon vb.) veya bazı hastalıklarda ciltte çeşitli maddelerin birikmesi nedeniyle (böbrek yetmezliğinde toksik maddelerin birikmesi vb.) sinir uçları uyarılır. Uyarılma ile ortaya çıkan rahatsızlık hissinin bastırılması için, beyin uyarılan bölgenin kaşınma yoluyla ikinci bir uyarana maruz bırakılmasını hedefler ve kaşınma gerçekleşir.Bununla birlikte uzun süren ve inatçı kaşıntı, cildin doku bütünlüğünün bozulmasına ve yabancı maddelere karşı üstlendiği bariyer görevinin aksamasına yol açar. Sonuçta, sürekli tekrarlayan kaşınma davranışı da doğrudan cilde zarar vererek sinir uçlarının yeniden uyarılmasına ve kaşınmanın tekrarlanmasına neden olabilir. Kaşıntının Sebepleri Nelerdir? Kaşıntının nedenleri dış etmenler olabildiği gibi, vücutta gelişen belirli hastalıklar da olabilir. Bu anlamda aşağıdaki rahatsızlıklar ve etkenler kaşıntıya yol açabilir:•Kuru cilt: Cilt kuruluğu, dokunun görevlerini yerine getirmesine engel olarak kaşıntı şikâyeti ile sonuçlanır.•Kontakt dermatit: Cildin yabancı bir kimyasala uzun süre maruz kalması sonucunda, vücudun kimyasala karşı gösterdiği reaksiyon ile ciltte meydana gelen iltihaplanma kaşıntıya yol açar.•Alerji: Çeşitli etmenlere gösterilen alerjik reaksiyon, ciltte döküntü ve kızarıklıkla beraber kaşıntıya neden olur.•Kimyasallar: Bazı kimyasal maddeler, cilt ile temas ettiğinde tahrişe neden olarak kaşınma gerekliliği hissini ortaya çıkarır.•Böbrek yetmezliği: Böbrek yoluyla vücuttan atılan zararlı maddeler; böbrek yetmezliği nedeniyle vücut dokularında birikmeye başlar. Ciltte biriken maddeler iltihap reaksiyonu başlatarak vücut genelinde kaşıntıya sebep olur.•Enfeksiyonlar: Cildin virüs, bakteri, mantar ve parazit enfeksiyonlarına maruz kalması sonucu lokal veya genel kaşıntı ortaya çıkabilir.•Böcek ısırıkları: Sivrisinek, arı, kene gibi böceklerin ısırıkları yoluyla vücuda giren çeşitli kimyasal maddeler kaşıntı sebebidir.•Cilt hastalıkları: Sedef, liken skleroz, pitriazis rosea gibi çeşitli cilt hastalıkları, kaşıntı ile beraber gelişme eğilimindedir.•Safra kesesi hastalıkları: Safra kesesi veya safra yollarının tıkanıklıklarında başta bilirubin olmak üzere çeşitli maddelerin vücutta birikimi kaşıntı meydana getirir.•Karaciğer hastalıkları: Siroz gibi karaciğer yetmezliği ile sonuçlanan durumlarda, karaciğerin vücuttan atılmasını sağladığı zararlı maddeler vücutta birikerek yaygın kaşıntı şikayetine neden olur.•Romatolojik rahatsızlıklar: Dermatomiyozit, sistemik skleroz gibi çeşitli romatolojik hastalıklar, kaşıntı ve ciltte görülen diğer rahatsızlıklara yol açar.•Sinir sistemi bozuklukları: Sinir hücrelerinin harabiyetine yol açan bazı sinir sistemi rahatsızlıkları kaşıntı sebeplerindendir.•İlaç yan etkileri: Bazı antibiyotikler veya ağrı kesici ilaçlar, çeşitli yan etkileri sonucunda kaşıntının gelişiminden sorumludur.•Gebelikle ilişkili durumlar: Gebelik sürecinde ortaya çıkan ve hormon sistemi ile cilt, safra yolları, karaciğer gibi çeşitli organları etkileyen bazı sağlık sorunları, kaşıntıyı da beraberinde getirebilir. Kaşıntı Şikayetine Yaklaşım Nasıldır? Tüm vücudun ayrıntılı şekilde değerlendirilmesi, kaşıntının altında yatan sebebin doğru tespit edilmesi açısından oldukça önemlidir. Buna göre, kaşıntı şikâyeti ile doktora başvuran kişide öncelikle kaşıntının özellikleri sorgulanır. Kaşıntının ne zaman başladığı, lokal mi vücut genelinde mi olduğu, çeşitli durumlara bağlı olarak şiddetinde değişim olup olmadığı, beraberinde ciltte kızarıklık, döküntü, ısı artışı gibi ek belirtilerin varlığı araştırılır.Kaşıntıya neden olabilecek çeşitli kimyasallara maruz olunup olunmadığı sorgulanır. Buna göre, yakın zamanda yeni bir temizlik malzemesi, parfüm, takı gibi kimyasal içerikli ürünlerin tercih edilip edilmediği belirlenir. Kaşıntının sebebi bu maddelerle ilişkili bulunursa; maddelerin vücutla temasına son verilir.Bunların yanında, kaşıntıya neden olabilecek diğer hastalıkların araştırılmasına yönelik olarak kan tetkikleri, cilt testleri ve gerekirse cilt biyopsisine başvurulabilir. Tüm tetkiklerin sonucunda, altta yatan hastalığın tanısı konarak uygun tedavi yöntemi planlanır. Kaşıntı Tedavisinde Neler Yapılır? Kaşıntının tamamen giderilebilmesi, öncelikle altta yatan sebebin doğru tespit edilmesine ve uygun tedavinin planlanmasına bağlıdır. Buna göre, kaşıntı şikayetine sahip olan kişinin uzman bir hekim tarafından değerlendirilmesi; ayrıntılı öykü ve detaylı fizik muayene sonrasında istenen tetkikler ışığında kaşıntıya yol açan problemin tespit edilmesi gerekir. Bunun sonucunda en doğru tedavi yönteminin uygulanması mümkündür.Kaşıntı probleminin giderilmesinde aşağıdaki tedavi yöntemlerine sıklıkla başvurulur:•Kontakt dermatit veya alerji gibi kaşıntıyı başlatıcı bir dış etkenin söz konusu olduğu rahatsızlıklarda, ilk olarak bu etkenle cildin temasının kesilmesi çok önemlidir.•Enfeksiyon durumlarında veya karaciğer, böbrek gibi iç organlardaki rahatsızlıklarda, kaşıntının, altta yatan hastalığa yönelik tedavi yapılarak giderilmesi gerekir.•Kaşıntıya neden olan iltihaplanmalara yönelik, antihistaminik içerikli merhemler veya ağızdan alınan tabletler reçete edilebilir.•Daha şiddetli durumlarda kortizon içerikli antienflamatuar kremler veya ağızdan alınan ilaçlar tercih edilebilir.•Cildin kurumasını önlemek için nemlendirilmesi, kaşıntının önlenmesinde faydalıdır.•Uzun süreli ve inatçı kaşıntılarda, kaşımaya devam etmek cilt bütünlüğünü bozarak rahatsızlığın artmasına yol açtığından, kaşımaktan mümkün olduğunca kaçınılmalıdır.
Bağırsak Kurdu Belirtileri Nelerdir? Ortaya çıkan belirtilerin çoğu vücutta parazit olarak bulunan canlının insanın kan akışına bir çeşit zehir karıştırması sonucu görülür. Yaşanan belirtilerin şiddeti parazitin türü, vücutta nerede görüldüğü ve sayısına göre değişiklikler gösterebilir.Bağırsak kurdunda sıklıkla karşılaşılan belirtiler şu şekilde sıralanabilir: Karın ağrısı İshal Kilo kaybı Özellikle geceleri anüste kaşıntı Kusma Yorgunluk Dışkıda kurt Anemi Doygunluk hissetmeme Nadiren de olsa bazı durumlarda bağırsak kurdu nedeniyle bağırsak hareketleri kısıtlanabilir ve bu durum kabızlığa neden olabilir. Bazı durumlarda ise bağırsak kurdu, dizanteriye yol açabilir. Dizanteri, halk arasında kanlı ishal olarak bilinen bir enfeksiyon hastalığıdır.Özellikle sindirim sistemi güçlü kişiler herhangi bir belirti göstermeden uzun yıllar boyunca bağırsak kurdu ile yaşayabilirler. Bağırsak Kurdunun Tanısı Nasıl Konulur? Bağırsak kurdu tanısı için çeşitli yöntem ve testlere başvurulur. Kişinin yukarıdaki belirtilerden bir veya birkaçını gösterdiği durumlarda hemen doktora başvurması gerekir.Bağırsak kurdu tanısı için dışkı testi istenebilir. Bu sayede, uzmanlar kişinin bağırsağında herhangi bir canlı olup olmadığını ve varsa, türünü tespit edebilirler. Aynı zamanda, bazı parazitlerin tespit edebilmesi için kan testi istenebilir.Bu durumlara ek olarak, parazitin vücuttaki yerini belirleme amacıyla MR ve bilgisayarlı tomografi gibi çeşitli görüntülüme yöntemlerinden yararlanılabilir. Aynı zamanda, ufak bir kamera yardımıyla bağırsakların içinin incelendiği kolonoskopi yöntemi de tanı sürecinde kullanılabilir.Farklı bağırsak kurtlarının teşhisinde selofan bant testi adı verilen özel bir yönteme başvurulabilir. Bu yöntemde, şeffaf bir bant parçası anüsün çevresine yapıştırılır. Uyku sırasında bazı bağırsak kurdu türlerinin anüsten dışarı çıktığı bilinmektedir. Bantın üzerine larvaları ya da kendisi yapışan canlı, mikroskop altında incelenerek bağırsak kurdu tanısı konulabilir.Özellikle anüs bölgesinde kaşıntının çoğu vakada görülmesi nedeniyle tırnak altından alınan örnekler de tanı için kullanılabilir. Bağırsak Kurdunun Tedavisi Nelerdir? Hastalığın belirtilerinin görüldüğü dönemde durum ciddi ve tedirgin edici olsa da bağırsak kurduna karşı uygulanan tedavi yöntemleri yüksek başarı oranlarına sahiptir. Hastanın bağışıklık sistemine göre değişiklik gösterse de kişi herhangi bir tedaviye ihtiyaç duymadan da hastalığı atlatabilir. Beslenme düzeninde yapılacak değişiklikler ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının kazanılması sayesinde durum kontrol altına alınabilir.Ancak, bazı belirtilerin düzenli ve aşırı şiddetli olması, durumun büyük ihtimalle tedavi gerektirdiği anlamına gelir. Aşağıdaki durumların tespit edilmesi halinde bir doktora başvurmak en iyisi olacaktır: Birkaç günden uzun süren yüksek ateş Normalden farklı olan aşırı yorgunluk Dışkıda renk değişimi Dışkıda kan Uzun süren kusma atakları Dehidrasyon ve buna bağlı baş ağrısı Tedavi planı, bağırsak kurdunun cinsi ve belirtilerin şiddetine göre belirlenir. Genellikle oral yolla alınan antiparaziter ilaçlar hastalığın tedavisinde kullanılır. 2-3 hafta düzenli ilaç kullanımından sonra vücut, parazit canlıdan tamamen kurtulur. Bu süreçte, ilaç almayı aksatmamak ve belirtileri takip etmek oldukça önemlidir.Belirtilen tedavi yöntemlerinin yanı sıra, beslenme düzeninde doktorun vereceği önerilere uymak da parazit canlının kolay büyümesini ve çoğalmasını engelleyebilir. Bol su içmek, lifli besinler tüketmek ve C vitamini içeren besinler tüketmek hastalığın ilerlemesini yavaşlatır.
Yorumlar
* Bu e-posta internet sitesinde yayınlanmayacaktır.
BU SİTE İLE KURULMUŞTUR