Modern Çağın Hastalıkları
1.PSKİYATRİK HASTALIKLAR NELERDİR ?
Psikiyatrik hastalıklar, modern toplumun karşılaştığı önemli sağlık sorunlarından biridir. Bu tür ruhsal sorunlar, beyin kimyasındaki dengesizlikler, genetik faktörler, travmalar veya çevresel etkiler gibi çeşitli nedenlerden kaynaklanabilir.Ruhsal sağlık, bireylerin yaşam kalitesini etkileyebilir ve yaşamın farklı alanlarında sorunlara yol açabilir. Bu nedenle, psikiyatrik hastalıkların tanımlanması, belirtilerinin anlaşılması ve etkili tedavi yöntemlerinin araştırılması büyük önem taşır. Bu blog yazısında, ankara psikiyatri hastalıklarının çeşitlerini, belirtilerini ve tedavi seçeneklerini ele alacağız.
Psikiyatrik rahatsızlık veya psikiyatrik bozukluk, insanların günlük yaşamını etkileyen; duygu, düşünce ve davranış işlevlerinde olumsuz etkiler doğuran hastalıkların tümüdür. Bu rahatsızlıkların birden çok etkeni olabilir. Çevresel faktörler, genetik yatkınlık, travma ve stres gibi faktörlerden kaynaklı rahatsızlıklar olabilir. Ayrıca psikiyatrik rahatsızlıkların şiddeti kişiden kişiye değişebilir ve gerekli tedaviler sağlanmazsa kişilerin hayat kalitesini çok ciddi şekilde etkileyebilir.
Çeşitli nedenlerle ve belirtilerle ortaya çıkan ruhsal hastalıklar ve çeşitleri şu şekildedir:
Depresyon, psikiyatri hastalık çeşitleri arasında sık rastlanan hastalıklardan biridir. Depresyonun nedenleri tam olarak bilinmesede genel olarak çevresel faktörler, stres ve travmalarla ilişkilendirilir. Ayrıca kişinin kullandığı ilaçlar ve bazı tıbbi durumlar da depresyona neden olabilir. Depresyonda rastlanan belirtiler ise şunlardır:●Uzun süren düşük ruh hali, enerji kaybı
●Umutsuzluk
●İştahta değişiklikler (aşırı yeme ya da iştahsızlık)
●İlgi alanlarından ve hobilerden zevk alamama
●Düşünme ve hareketlerde yavaşlık
●Kendini suçlu ve değersiz hissetme, özgüven eksiklikleri
●Konsantre olmakta zorlanma
●Ölüm veya intihar düşünceleriBu belirtiler insan yaşamını çok ciddi şekilde etkileyebilir. Dolayısıyla bu belirtilerle karşılaşan bireylerin bir psikiyatri tedavisine başlaması ya da uzman bir psikologdan yardım alması gerekir. Uzman görüşüne bağlı olarak gerekli durumlarda ilaç kullanılması da depresyonu tedavi ederek ortadan kaldırabilir. Ankara psikiyatri merkezi olan Erdem Psikiyatri Kliniği depresyon tedavisi için uzman hekimlerce sizleri tedavi etmektedir.
Depresyon ile daha fazla bilgi almak için hemen https://www.erdempsikiyatri.com/agir-depresyon-belirtileri-nelerdir adresini ziyaret ediniz.
Sosyal fobi, sosyal ortamlarda aşırı endişeli, stresli ve utangaç olan bireylerin yaşadığı bir kaygı bozukluğudur. Bu psikiyatrik rahatsızlık kişinin sosyal yaşamında sorunlara neden olur. Sosyal fobiye sahip kişiler sosyal ortamlarda kendilerini her an rezil edecek bir harekette bulunacakmış gibi hisseder ve böyle ortamlardan kaçınabilir. Sosyal fobi toplum önünde konuşma yapma, performans sergileme gibi durumlarda kendisini gösterebilir. Sosyal fobisi olan insanların toplum içinde gösterdiği fiziksel semptomlar şu şekildedir:●Kalp atışının hızlanması
●Aşırı terleme
●Zihnin boş olduğunu hissetmek
●Kızarma
●Nefes almada zorlanma
●Mide sorunları
●Titreme
●Kas gerginliği
●Baş dönmesi (vertigo)Bunlara ek olarak; sosyal fobi olan bir kişi kendini sürekli eleştirme halindedir ve kendini hep yetersiz hisseder. Toplumun beğenisi onun için çok önemlidir. Özgüveni düşüktür. Sürekli kaygı halindedir fakat belli etmek istemez. Sosyal fobi, tedavi edilebilir bir rahatsızlıktır. Psikoterapi ve ilaç kullanımıyla sosyal fobinin önüne geçilebilir ve kişi bu hastalığından kurtulabilir.
Obsesif-Kompulsif Bozukluk (OKB), obsesyon ve kompulsiyon olarak adlandırılan, kısıtlayıcı dürtüler veya davranışların yaşandığı bir bozukluktur.Obsesyonlar, kişiyi sürekli rahatsız eden ve engellenemeyen düşüncelerdir. Bu düşüncelere sahip olan insan, yaşanması çok düşük olan kötü ihtimalleri düşünür. Bu kişilerin güvenlikle ilgili endişeleri vardır. Kontrol edemedikleri korkuları veya düşünceleri takıntı haline getirirler.Kompulsiyonlar ise obsesyonların yol açtığı dürtüleri ve kaygıları azaltmak için tekrarlı yapılan eylemlerdir. Kişiyi kısa süreliğine rahatlatsa da ileriki zamanlarda kaygıları daha da artırır.Örneğin OKB hastası bir bireyin temizlikle ilgili kaygıları varsa bu kaygılar obsesyon olarak adlandırılır. Bu kaygıları azaltmak için sürekli ellerini yıkaması ve temizlik yapması ise kısa süreli rahatlama sağlayan kompulsiyonlardır.Kişinin bir terapi görmesi ve ilaç tedavisi alması, hastalığını daha iyi tanımasına ve bunları nasıl yönetebileceğine yönelik teknikler öğrenmesini sağlar. Bu sayede kişi obsesyonların ve kompulsiyonların şiddetini azaltmış olur.
Panik bozukluğa sahip psikiyatri hastası bir bireyde:●Beklenmedik panik ataklar
●Kalp atışının hızlanması
●Baş dönmesi, düşecekmiş ve bayılacakmış gibi hissetme
●Nefes almada zorlanmak
●Terleme
●Titreme
●Göğsün ağrıması ve sıkışması
●Mide bulantısı gibi belirtiler görülür.Anksiyete Bozukluğuna sahip bir bireyde ise:●Halsiz, bitkin hissetme
●Günlük yaşamda sürekli devam eden kaygı, panik ve endişe durumu
●Uykusuzluk
●Aşırı terleme
●Kalp atışlarının hızlanması
●Konsantrasyon ve odaklanma sorunları
●Ellerin veya vücudun tamamının titremesi
●Mide problemleri, hazımsızlık
gibi belirtiler görülür.Bu psikiyatrik rahatsızlıklar yaşayan kişilerin uzmanlardan yardım alması tedavi sürecinde kişinin hastalığıyla başa çıkmasında yardımcı olacaktır. Ayrıca kullanacağı ilaçlar da kaygı semptomlarının kontrol altına alınmasını sağlar.
İnsan, yaşam boyunca birçok negatif olayla karşı karşıya kalabilir. Bu olaylardan bazıları bir süre sonra unutuluyorken bazıları çok derinden etkileyerek travma yaratabilir. Oluşan bu travmalarda çeşitli ruhsal bozukluklara dönüşebilir. Akut Stres Bozukluğu (ASB) ve Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSBB) insanların yaşadığı travmaların ruhsal sonuçları ile ilgili bozukluklardır. ASB, kişinin geçirdiği travma sonrası sonuçların 1 ay içinde ortaya çıktığı bir psikiyatrik bozukluktur. ASB stres bozukluğunun nedenleri ölümler, hastalıklar, istismar veya tecavüz gibi psikolojik olaylar olabilir. ASB semptomları arasında: ●Öfke
●Korku
●Anksiyete
●Konsantrasyon ve odaklanma sorunları
●Uykusuzluk
●Kişinin sürekli yaşanmış olayları hatırlayıp tekrar tekrar yaşamaya devam etmesi
●Kişinin travma ile ilgili düşüncelerden kaçınması
●Olumsuz ruh hali
●Değişen gerçeklik algısı
●Beklenmedik ağlamalar gibi belirtiler yer alır. TSBB, travma yaşayan kişilerin olay yaşandıktan sonra geliştirdikleri sağlık sorunudur. Normalde yaşanılan kötü bir olaydan sonra korkmak insanın doğasında vardır, fakat TSBB yaşayan kişiler olayların üzerinden 1 aydan fazla süre geçmesine rağmen hala korkmuş ve kaygılı hissedebilir. TSBB belirtileri ise şunlardır:●Kabuslar görme
●Hiper uyarılma
●Anksiyete
●Korku
●Uyku sorunları
●Sosyal çekilme
●Çabuk sinirlenme
●Diken üstünde hissetme
●Yaşananlardan kaçma
●Kolay bir şekilde irkilme
●Olayla ilgili rahatsız edici detayları sık sık hatırlamaBu tür psikiyatri bozuklukları için alınacak bir tedavi, sürecin hızla atlatılmasını sağlayacaktır. Ankara psikiyatri hizmetleri konusunda Erdem Psikiyatri olarak tüm hastalartımıza uzman hekimlerce tedavi imkanı sağlamaktayız.
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktive Bozukluğu (DEHB), dikkat eksikliği, dürtüsellik ve hiperaktivite psikiyatri rahatsızlıklarının birlikte görüldüğü bir bozukluktur. Çocuklarda yaygın olarak görülen fakat her yaştan insanın sahip olabileceği bir rahatsızlıktır. Çevresel veya genetik faktörlerin etkisi olabilmektedir. DEHB psikiyatri hastalığı belirtilerini şu şekilde sıralayabiliriz:●Odaklanma ve konsantre olmada zorlanma
●Görevleri tamamlamada güçlük
●Dalgınlık
●Aşırı enerji, aşırı konuşma
●Sabırsızlık
●Başkalarının sözlerini kesme
●Önceden düşünmeden davranma
●Gerginlik
●Düzenleme ve sıraya koymada güçlük
●Dik oturmada zorlanmak
●El ve ayakları sabit tutamama
●Hareketsiz kalamamaBu belirtilere sahip olan bir kişinin hastalığı erken teşhis edilirse tedavisi daha kolay olabilir. Tedavi edilmediği sürece kişinin yaşamında olumsuzluklara sebebiyet verebilir.
Alkol ve Madde Bağımlılıkları, kronik bir rahatsızlıktır. Alkol ve diğer uyuşturucu maddeler, beynin ‘ödül merkezi’ olan limbik sistemde bazı kimyasal değişikliklere yol açarak bireyin alkol ve madde kullanımına bağımlı hale gelmesini sağlar. Bu bağımlılıkların nedenleri çoğunlukla çevreseldir. Fakat travmatik olaylar, stres ve beyindeki bazı sıkıntılar da alkol ve madde kullanımına yönlendirebilir. Alkol ve madde yıllarca düzenli tüketilirse bireyin çok ciddi sağlık sorunlarına sahip olmasına ve en sonunda ölümüne sebep olur. Bireyin alkol ve madde kullanmasıyla sahip olacağı sağlık sorunları ise şunlardır:●Karaciğer hasarları
●Kalp sorunları
●Beyin hasarı
●Yüksek tansiyon
●Kanser
●Bağışıklık sisteminde bozulma
●Obsesif-Kompulsif Bozukluk
●Sosyal kaygı bozukluğu
●Panik bozuklukları (panik ataklar)
●İdrar-dışkı kaçırma
●Bilinç bozukluğu
●Konuşmada zorlanma
●Kişilik değişimi
●Beynin davranışsal kontrol ve hafıza alanlarında sorunlarBağımlılıklar, geç olmadan teşhis edilmeli ve tedavisine başlanmalıdır. Bağımlılıklar insanın yaşamını karartır. Yeşilay ve çeşitli psikiyatri ruh sağlığı ve hastalıkları kurumları ile Ankara psikiyatri merkezi olan Erdem Psikiyatri size tedavi için yardımcı olacaktır.
Bipolar Bozukluk (eski adıyla manik depresif bozukluk), iki uçlu durum bozukluğudur. Ani ve aşırı duygu değişimleriyle karakterizedir. Bipolar bozukluğun iki zıt kutbu vardır. Bir kutbu (mani) aşırı enerjik, hiperaktif, neşeli durumdur. Diğer kutbu ise depresyon, ağır karamsarlık, üzgün ve umutsuz kutbudur. Kişi bu kutuplar arasında sürekli gidip gelmektedir ve kutupları çok yoğun yaşamaktadır.
Somatoform Bozukluklar, kişinin herhangi bir sağlık problemi olmamasına rağmen vücudunun farklı yerlerinde farklı türde ağrılar ve fiziksel semptomlar gözlemlemesidir. Somatoform bozuklukların nedeni genellikle psikolojik sorunlardır. Kişinin karakter özellikleri ve stres de bu bozukluğun yaşanmasına neden olur. Somatoform Bozukluklara sahip bireyler şu belirtilere sahip olabilir:●Endişe
●Sırt ağrısı
●Görme bozukluğu
●Baş ağrısı
●Sürekli yorgunluk, bitkinlik
●Çeşitli cilt problemleri
●Saçların dökülmesiSomatoform bozukluğa sahip psikiyatrik hastalar, bir psikiyatristin yardımıyla tedavi olup çeşitli antidepresan ilaçlarından faydalanırsa bu bozukluktan kurtulur.
Şizofreni, bireyin gerçekle hayali ayırt edemediği, sanrılar ve halüsinasyonlar gördüğü bir psikiyatrik bozukluktur. Şizofreni, günlük yaşam kalitesini bozan ve kişinin düşünme tarzını engelleyen çok ciddi bir kronik rahatsızlıktır. Bir bireyde şizofreninin başladığı, bir şeylerin yolunda gitmediğini ve hareketlerinin düzensiz olmasından anlaşılır. Şizofreninin etkenleri çevresel ve nörokimyasal faktörlerden kaynaklı olabilir.Şizofreni tanısı bir doktor tarafından konulur ve aşağıdaki belirtileri gösteren bireylere tanı koyulma ihtimali yüksektir. Belirtiler şu şekildedir:●Düzensiz hareket ve davranışlar
●Abartılı, gereksiz hareketler
●Garip duruş şekli
●Çocuksu davranmak, çocuksu hareketler
●Konuşma sorunları
●Hedefe odaklanmakta zorlanma
●Halüsinasyon görme
●Sanrılar görme
●Sosyal ortamlardan çekilme
●Ajitasyon (çırpınma durumu)
●Konsantre olmada zorlanmaŞizofreniye sahip bireyin tedavisi ömür boyu sürer ve tamamen geçmeyebilir. Ancak semptomlar etkisini gösteriyor olsa da genel olarak kontrol altına alınabilir. Antipsikotik ilaçlar, rehabilitasyon ve diğer tedavi yöntemleri kişinin hayat akışını daha düzenli hale getirmesine yardımcı olur.
İnsanlar, hayatları boyunca toplam 23 yıl uykudadır. Uyku, günün sonunda vücudumuzun dinlendiği bir zaman dilimidir. Uyku bozuklukları, uykunun seyrini bozan ve uyku kalitesini düşüren durumları kapsar. Özellikle yaşlılarda psikiyatrik hastalıklar içinde uyku bozuklukları çok gözlemlenir. Uyku bozuklukları altıya ayrılır:
Kişinin uykuya dalmada zorluk çekmesine, normalden erken uyanması, uyku içinde sürekli uyanması ve gün içinde de uykulu olmasına insomnia denir. Insomnia haftalar hatta aylarca sürebilir ve dolayısıyla kronik rahatsızlıktan bahsedilebilir. Gürültü, ışık, stres ve depresyon Insomnia’yı tetikleyen faktörlerdir.
Aşırı uyuma anlamına gelir. Hipersomnia’sı olan kişiler gündüzleri de uyuma eğilimlidir. Farklı psikiyatrik rahatsızlıklarla da beraber görülür. Narkolepsi ile benzerdir. Narkolepsi ise gündüzleri uyuma, kısa sürede uykuya dalma ve uyku atakları geçirmeye verilen rahatsızlığın adıdır.
Yaşlılarda çok rastlanan uyku problemlerinden biridir. Huzursuz bacak sendromu olan kişiler bacaklarının sürekli ağrıdığını, karıncalandığını hissederler ve bacaklarını sürekli hareket ettirerek sorunu gidermeye çalışırlar. Bu kişiler hareketsiz kalmaları gereken ortamlarda rahat olamazlar.
Uyku esnasında ayaklanma ve bilinç dışı hareket etmeye uyurgezerlik denir. Uyurgezerler, yataktan kalkar ve adım atabilir. Hatta evden bile çıkabilirler. Genel olarak çocuklarda rastlanır. Uyurgezer insanları uyandırmamak gerekir. Onları bir yandan tutarak yavaşça yataklarına götürmek doğru bir harekettir.
Diğer adı karabasandır. Kişinin uyandıktan hemen sonra vücudunun kaskatı kesilmesi ve vücudunu hareket ettirememesine denir. Bu esnada kişi farklı halüsinasyonlar görerek rüyada olduğunu zannedebilir. Uyku felcinin çökmemesi için derin uyku kalitesini artıran ilaçlar kullanılabilir.
Herkes kabuslar görebilir fakat gören kişi rüyada olduğunu anlayamaz ve uykusunu devam ettirir. Rüya sıkıntı bozukluğuna sahip insanlar insanlar korkutucu bir rüya gördükten sonra aniden rüya olduğunu anlayıp uyanırlar ve bu rüyaları sürekli görürler. Bunun tekrar etmesi yaşam kalitesini olumsuz etkiler.
Yemek yemek, vücudumuzun gerekli değerleri ve enerjiyi almak için yaptığı bir eylemdir. Fakat yeme davranışlarında bozukluklar görülüyorsa yeme bozuklukları ortaya çıkar. Yeme bozuklukları olan bir kişi az ve sınırlı yiyebilir veya gereğinden çok yiyebilir. Kişi çok yediği zamanlarda obezite, az yediğinde anoreksiya gibi çok ciddi kronik hastalıklarla karşılaşabilir. Bir diyetisyenin desteği ile bir beslenme programı hazırlamak, kişinin yeme düzenini değiştirecek ve kişinin bu rahatsızlıktan kurtulmasını sağlayacaktır.
Birçok farklı psikiyatrik hastalık farklı semptom ve belirtilere neden olabilir. Belirtilerin yeterli olmadığını ve bir psikiyatrist ya da psikologdan yardım alınması gerektiği unutulmamalıdır. Psikiyatrik hastalıkların genel belirtileri şunlardır: ●Sürekli kaygı, korku ya da endişe hissi
●Çarpıntı, nefes alıp vermede zorluk, terleme gibi anksiyete belirtileri
●Uyku düzeninde değişiklikler, çok fazla ya da çok az uyuma
●Yeme alışkanlıklarında değişiklikler, kilo kaybı ya da kilo artışı
●Konsantrasyon zorluğu, unutkanlık, karışıklık
●Kendine veya başkalarına zarar verme düşüncesi veya eylemleri
●Sosyal etkinliklerden ve ilişkilerden kaçınma
●Öfke, huzursuzluk veya düşmanlık hissi
●Özgüven eksikliği veya değersizlik hissi
●Sürekli yorgunluk ve enerji eksikliği
●Aşırı suçluluk veya pişmanlık hissi
●İlgi alanlarından, hobilerden, aktivitelerden uzaklaşma
●Sık ve aşırı alkol veya uyuşturucu kullanımı
●Halüsinasyonlar, delüzyonlar, paranoya gibi psikotik belirtiler
●Depresyon belirtileri - sürekli üzgün veya umutsuz hissetme, ağlamak, yaşamdan zevk alamamaBu belirtilerden bir veya birden fazlasını yaşıyorsanız mutlaka bir psikiyatri kliniğine başvurmanız gerektiğini unutmamalısınız.
Psikiyatrik hastalıkların tanısının konulabilmesi için yapılan görüşmelerde hastanın; bilinç ve duygu durumu, dış görünümü, düşünce yapısı, algılama kapasitesi, konuşma özellikleri gibi unsurlara dikkat edilir. Belirtileri tespit ederek tanı konulduktan sonra psikiyatrik hastalıklarda kullanılan ilaçlar belirlenebilir. Ancak tüm bu aşamaların alanında uzman psikiyatrist veya psikolog tarafından gerçekleştirilmesi gerektiği unutulmamalıdır.
Psikiyatri hastalıklarının tedavisi, hastalıklara ve hastalıkların ciddiyetine göre değişir. Bazı tedavi yöntemleri şu şekildedir:●Antidepresanlar, antipsikotikler, lityum
●Bilişsel Davranış Terapisi (ACT)
●Hipnoterapi
●İlaçlar ve uyarıcı ilaçlar
●Aile terapisiAnkara psikiyatri merkezi Erdem Psikiyatri ile iletişime geçebilir dilerseniz online terapi hizmetlerinden faydalanabilirsiniz.
Psikiyatrik tedavinin süresi psikiyatrik hastalıklar ve belirtilerine göre değişmektedir. Örneğin bir şizofreni hastasının ya da bipolar hastasının tedavisi ömür boyu sürebilir ancak depresyona sahip bir bireyin tedavisi için antidepresanlar verilerek tedavi süresi kısaltılabilir.Psikiyatrik hastalıkların tedavisi genellikle bireyselleştirilmiş bir yaklaşım gerektirir ve ilaç tedavisi, psikoterapi, yaşam tarzı değişiklikleri ve bazen hastane bakımı gibi bir dizi tedavi seçeneğini içerir. Ancak, belirtmek gerekir ki, tedavi süreci genellikle zaman alır ve sabır gerektirir. Hastaların ve bakım verenlerin tedaviye bağlı kalması ve destek alması önemlidir.Psikiyatrik hastalıklarla yaşayan herkesin, belirtilerini yönetmek ve yaşam kalitesini artırmak için gereken yardımı alabileceğini unutmayın. Eğer siz veya bir yakınınız psikiyatrik belirtiler yaşıyorsa, bir sağlık profesyoneli ile konuşmak önemlidir.
2.AĞRIYI ARTTIRAN FAKTÖRLER NELERDİR ?
Ağrı günlük yaşamda sıklıkla yaşanır ve hayat kalitesini olumsuz yönde etkileyebilir. Farklı ağrı tipleri bulunur. Bu ağrı tipleri ağrının ne zaman başladığına, neden kaynaklandığına ve yaşanma şiddetine göre farklılık gösterir. Yaşanan bazı ağrılar anlıktır ancak bazıları sürekli devam eder. Bunun yanında bazı ağrılar yüzeysel yaşanırken bazıları derin hissedilir.
Ağrı sınıflandırması ağrının tipine ve şiddetine göre yapılır. Ağrının tipine ve şiddetine göre yapılan sınıflandırma aşağıdaki gibidir:
Ağrı tipleri ve özellikleri sınıflandırması zamansal ağrılar, mekanizmalarına göre ağrılar ve kaynaklandığı bölgeye göre ağrılardır.
Akut Ağrılar: Ani başlangıçlı ve kısa süreli ağrı tipleridir. Çoğunlukla yaralanma veya cerrahi müdahale sonrasında ortaya çıkar. Bu tür ağrıların tedavisi genellikle ağrı kesiciler kullanarak yapılır ve birkaç gün içinde kendiliğinden kaybolur. Akut ağrılara örnek olarak diş ağrısı, migren, bel ağrısı ve kas spazmları verilebilir. Bu tür ağrılar genellikle hastaların günlük yaşamlarını etkileyebilir ve işe gitmelerini veya normal aktivitelerini sürdürmelerini zorlaştırabilir. Akut ağrıların tedavisi için öncelikle nedeninin belirlenmelidir. Bunun için doktor muayenesi yapılmalı ve gerekirse röntgen veya MR gibi tetkikler istenmelidir. Tedavi genellikle ilaçlarla yapılırken, bazen fizyoterapi veya masaj gibi alternatif tedaviler de tercih edilebilir.Kronik Ağrılar Kronik ağrılar genellikle 6 aydan uzun süren ve tedaviye direnç gösteren şiddetli ağrılar olarak tanımlanır. Bu tür ağrılar insanların yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilir ve günlük aktivitelerini kısıtlayabilir. Kronik ağrıların birçok nedeni olabilir. Bazıları artrit, sırt ağrısı, migren veya sinir hasarı gibi kronik sağlık sorunlarına bağlıdır. Diğerleri ise geçmişteki yaralanmalar veya cerrahi müdahalelerden kaynaklanabilir. Tedavi seçenekleri kronik ağrının nedenine ve şiddetine bağlı olarak değişebilir. İlaçlar, fizyoterapi, akupunktur veya nöral terapi gibi alternatif yöntemler kullanılabilir. Ayrıca psikolojik destek de kronik ağrıların yönetiminde önemli bir rol oynayabilir. Kronik ağrılarla başa çıkmak zor olsa da doğru tedavi yaklaşımıyla kontrol altına alınabilir.
Mekanizmalarına göre (fizyopatolojik) ağrılar diğer sınıflandırmalardan farklıdır. Mekanizmalarına göre ağrılar sinir sistemimizin bir bölümünde ortaya çıkan bir hasar veya bozukluk sonucunda meydana gelir. Bu tür ağrılar nöropatik ağrı olarak da adlandırılır. Nöropatik ağrılar sinir sistemi hastalıkları, enfeksiyonları veya yaralanmalarından kaynaklanabilir. Bu ağrılara verilebilecek örnekler şunlardır:
Nöropatik Ağrılar: Sinir sistemindeki hasar veya bozukluklardan kaynaklanan ağrılardır. Bu tür ağrılar genellikle yanma, karıncalanma veya uyuşma hissiyle birlikte seyreder ve sıklıkla kronik bir karakter taşır. Nöropatik ağrılar diyabet, multiple skleroz gibi hastalıkların yanı sıra omurilik yaralanmaları veya cerrahi müdahaleler sonrasında da ortaya çıkabilir. Tedavisi oldukça zor olan nöropatik ağrılar için çeşitli yöntemler kullanılır. İlaç tedavileri özellikle antidepresan ve antikonvülsan ilaçlar nöropatik ağrılarda etkili olabilir. Fizyoterapi, akupunktur ve TENS (Transkutan Elektriksel Sinir Stimülasyonu) gibi alternatif tedavi yöntemleri de uygulanabilir.Nosiseptif Ağrılar: Nosiseptif ağrılar doku hasarı veya tahriş nedeniyle oluşur ve vücudun acıyı işaret etmek için tasarlanmış reseptörleri olan nosiseptörler tarafından algılanır. Bu ağrıların farklı şiddetleri ve süreleri olabilir. Örneğin bir kesik veya yanık akut nosiseptif ağrılara neden olabilirken artrit gibi kronik bir durum daha uzun süreli nosiseptif ağrılara yol açabilir. Tedavi seçenekleri genellikle ağrının şiddetine ve tipine bağlıdır. Akut nosiseptif ağrılar genellikle istirahat ve ilaç tedavisi ile iyileştirilebilirken kronik nosiseptif ağrılar daha karmaşık tedaviler gerektirebilir. Bazı insanlar alternatif tedavileri denemeyi tercih eder. Örneğin masaj veya akupunktur gibi tekniklerin bazıları kronik nosiseptif ağrılarda rahatlama sağlayabilir. Ancak her zaman bu yöntemlerin etkili olduğuna dair yeterli bilimsel kanıt yoktur.Deafferantasyon Ağrıları: Sinir sistemi hasarının bir sonucu olarak ortaya çıkan nadir bir ağrı türüdür. Bu tür ağrılar genellikle felç, ameliyat veya travma gibi nedenlerle meydana gelir. Deafferantasyon ağrıları vücudun hasar görmüş bölgesinden gelen sinyallerin beyinde yorumlanmasındaki değişikliklerden kaynaklanır. Bu tür ağrılar keskin ve yanma hissi gibi farklı şekillerde kendini gösterebilir. Ayrıca bölgesel duyarsızlık veya uyuşukluk da eşlik edebilir. Deafferantasyon ağrısı olan kişiler için tedavi seçenekleri sınırlıdır. Genellikle antidepresan ilaçlar veya sinir blokajları kullanılır. Deafferantasyon ağrısının nedeni tam olarak anlaşılamamış olsa da bu tür ağrılarda merkezi sinir sistemi değişikliklerinin rol oynadığı düşünülür. Bilim insanları bu tür ağrılara neden olan beyin bölgelerini belirlemeye çalışmaktadır.Psikosomatik Ağrılar: Bedensel bir nedeni olmayan ancak psikolojik faktörlerden kaynaklanan ağrılardır. Bu tür ağrıların sınıflandırılması oldukça zordur çünkü fizyolojik bir temeli yoktur. Psikolojik olarak kaynaklanan stres, endişe, depresyon gibi faktörler bu tip ağrıların ortaya çıkmasına neden olabilir. Psikosomatik ağrılar genellikle kişisel bir deneyimdir ve başka kişiler tarafından anlaşılmaları zor olabilir. Hastaların bu tür ağrıları ifade etmekte zorlandıkları ve uzun süreli tedavilerin gerekebileceği bilinmektedir. Bu tür ağrıların tedavisinde psikiyatrik destek önemlidir. Terapi, ilaçlar veya alternatif tedavi yöntemleri kullanılabilir. Ancak, her hastaya farklı bir yaklaşım gerektiği için tedavi seçenekleri de kişiye özel olarak uyarlanmalıdır.
Somatik Ağrılar: Vücuttaki dokuların hasar görmesi veya tahrip olması sonucu ortaya çıkan ağrılardır. Kemikler, kaslar, eklemler ve ciltte meydana gelebilirler. Bu tür ağrıların özellikleri genellikle keskin, sert veya yanıcıdır ve genellikle kolayca yerini belirleyebilirsiniz. Somatik ağrılar genellikle akut ağrı olarak sınıflandırılırlar. Örneğin bir kaza sonrasında kırık bir kemik varsa veya kesilmiş bir parmağınız varsa bu durumlarda meydana gelen ağrı somatiktir. Ayrıca cerrahi işlemlerin ardından da sıklıkla somatik ağrılar görülür. Tedavi seçenekleri arasında ilaçlar, fizyoterapi ve bazen cerrahi müdahale yer alabilir. İlaç tedavisi genellikle anti-enflamatuar ilaçlar veya ağrı kesicilerden oluşur. Somatik ağrılardan korunmak için düzenli egzersiz yapmak ve yeterli miktarda dinlenmek gereklidir. Ayrıca kazalardan kaçınmak için güvenlik önlemleri almak da önemlidir.Visseral Ağrılar: Ağrı tipleri hakkında merak edilen konulardan bir diğeri de “Visseral ağrı nedir?” sorusudur. İç organlardan kaynaklanan ağrı çeşitleridir. Bu ağrıların kaynağı genellikle organların içindeki sinir uçlarıdır ve bu nedenle vücudun diğer bölgelerine yayılabilir. Visseral ağrılar sindirim sistemi problemleri, idrar yolu enfeksiyonları, üreme sistemi sorunları ve kalp hastalıkları gibi birçok farklı sağlık sorunundan kaynaklanabilir. Visseral ağrılar genellikle kroniktir ve şiddetleri değişkenlik gösterebilir. Bu tür ağrılar sıklıkla yanma, keskin veya batıcı bir his olarak tanımlanır. Bazı visseral ağrılar özellikle kalp krizi gibi durumlarda hayatı tehdit edebilir ve hemen tıbbi müdahale gerektirebilir. Tedavi seçenekleri visseral ağrının nedenine bağlı olarak değişebilir.Sempatik Ağrılar: “Sempatik ağrı nedir?” diye merak ediyorsanız bu ağrıların sinir sisteminin sempatik bölgesindeki sorunlardan kaynaklandığını bilmelisiniz. Bu tip ağrılar çeşitli hastalıklar veya yaralanmalar sonrasında ortaya çıkabilir. Sempatik ağrıların en yaygın nedenleri arasında kompleks bölgesel ağrı sendromu (KBAS) ve sempatik refleks distrofisi yer alır. KBAS genellikle bir kolda ya da bacakta meydana gelen ve zamanla yayılan bir ağrıdır. Aynı zamanda bu bölgelerde şişlik, renk değişimi veya sıcaklık artışı gibi belirtiler de görülebilir. Sempatik refleks distrofisi ise genellikle bir eklem veya kas grubunda meydana gelen şiddetli ağrı ile karakterizedir. Sempatik ağrı tedavisi altta yatan hastalığın türüne bağlı olarak değişebilir. Bazı durumlarda ilaçlar kullanılırken diğerlerinde fizyoterapi ya da cerrahi müdahale gerekebilir. Ancak her durumda doğru teşhis ve tedavi için uzman yardımı alınmalıdır.
Akut ve kronik ağrılar şiddetleri ve süreleri açısından birbirinden farklıdır. Akut ağrılar genellikle ani başlayan ve kısa sürede sona eren ağrılardır. Örneğin bir yaralanma sonrası hissedilen ağrı akut bir ağrıdır. Bu tür ağrılar genellikle tedavi edilebilir ve iyileşme dönemiyle birlikte azalır. Kronik ağrılar ise uzun süren ve devam eden ağrılardır. Genellikle altta yatan bir hastalığın ya da durumun belirtisi olarak ortaya çıkabilir. Kronik ağrıların nedenleri arasında fibromiyalji, osteoartrit, migren gibi hastalıklar yer alabilir. Bu tür ağrılar tedavi edilse de tamamen geçmeyebilir ve yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilir. Akut ve kronik ağrıların farklı olduğunu anlamak uygun tedavinin uygulanması için önemlidir. İlaç tedavisi, fizyoterapi veya cerrahi müdahale gibi seçenekler hangi tip ağrının olduğuna bağlı olarak belirlenebilir.
Ağrı eşiği kişinin hissettiği ağrı şiddeti ile ilgilidir ve herkesin farklı bir ağrı eşiği vardır. Bazı insanlar daha düşük bir ağrı eşiğine sahipken bazıları daha yüksek bir ağrı eşiğine sahiptir. Ayrıca ağrının kaynağı da ağrı eşiği üzerinde etkili olabilir. Bazı durumlarda ağrı eşiği arttırılabilir veya azaltılabilir. Örneğin düzenli egzersiz yapmak ve stresi azaltmak ağrı eşiğini arttırabilir. Bununla birlikte kronik hastalıklar gibi bazı faktörler ağrı eşiğini azaltabilir. Ayrıca ağrının tedavisinde de ağrı eşiği dikkate alınır. Eğer kişinin ağrı eşiği düşükse daha güçlü ilaçlar kullanılması gerekebilir. Ancak bu durumda da yan etkiler göz önünde bulundurulmalıdır.
“Ağrı tipleri nelerdir? Neden kaynaklanır?” sorusu da merak edilenler arasında. Ağrı vücudumuzun birçok farklı nedenle tepki verdiği bir duyudur. Ağrıya sebep olan birçok faktör vardır. Bunlar arasında fiziksel yaralanmalar, enfeksiyonlar, inflamasyonlar ve sinir sistemi bozukluklarıdır. Ayrıca bazı ilaçların yan etkileri de ağrıya neden olabilir. Fiziksel yaralanmalar, kesikler, çürükler, kırıklar ve yanıklar gibi nedenler akut ağrılara sebep olabilir. Bu tür ağrılar genellikle birkaç gün içinde geçer. Ancak kronik ağrılar daha uzun sürebilir ve kanser, artrit veya sinir hasarı gibi ciddi sağlık sorunlarından kaynaklanabilir. Ayrıca psikolojik faktörler de ağrının şiddetini etkileyebilir. Örneğin stres, depresyon ve anksiyete gibi durumlar ağrının hissedilmesini artırabilir.
Obezite, vücutta aşırı miktarda yağ birikmesi sonucu ortaya çıkan kronik bir sağlık sorunudur. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre, vücut kitle indeksinin (BMI) 30'un üzerinde olması obezite olarak tanımlanır. Bu durum, kalp hastalığı, diyabet, hipertansiyon ve bazı kanser türleri gibi ciddi sağlık problemlerine yol açabilir. Obezite, genetik faktörler, çevresel etkenler, yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıkları gibi çeşitli nedenlerle gelişebilir. Ayrıca, modern yaşamın getirdiği hareketsizlik ve fast food tüketimi gibi alışkanlıklar da obezite riskini artırmaktadır. Bu nedenle, obeziteyle mücadelede dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve sağlıklı yaşam tarzı değişiklikleri büyük önem taşır. Obezite hastalığına yakalanan kişiye obez denir. E66, Uluslararası Hastalık Sınıflandırması (ICD) kodlamasında obeziteyi tanımlayan koddur.
Morbid obezite, vücut kitle indeksinin (BMI) 40'ın üzerinde olduğu, ciddi sağlık riskleri taşıyan aşırı obezite durumudur.
Abdominal obezite, karın bölgesinde aşırı yağ birikmesi sonucu oluşan obezite türüdür ve genellikle bel çevresi ölçümleriyle değerlendirilir.
Obezite belirtilerini erken teşhis edebilmek tedavi açısından oldukça önemlidir. Birçok obezite hastalığı yaşayan kişilerde aynı belirtiler görülmektedir. Bu belirtiler arasında;
Obezite kişilerde farklı sebeplerden dolayı olabilir. Genel hatları ile obezite nedenlerini aşağıdaki gibidir.
Obezite ile mücadelede başarılı olabilmek disiplinli bir çalışma gerekir. Medicana Sağlık Grubu, Beslenme ve Diyet, Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları, Obezite Ve Metabolizma Cerrahisi birimleri,Psikiyatri bölümü koordineli çalışarak hastaya en uygun tedavi yöntemi belirlemektedir.
Obezite tedavisi süresince en önemli basamak diyet ve egzersiz tedavisidir. Diyetisyen tarafından değerlendirilen kişi alması gereken günlük kalori miktarı ortaya konulup yeme programı hazırlanır. Diyetle kişi kilo verebilir ancak çoğu kilolu kişinin de yaşayarak tecrübe ettiği gibi diyeti bıraktığı ve normal yeme düzenine geçtiği anda aynı kiloları hatta daha fazlasını geri almaktadır. Geri kilo almamak için yeni bir beslenme düzeni oluşturmalıdır. eski alışkanlıklarını terk etmelidir.
Kilo vermenin ikinci en önemli çaresidir. Egzersizin yer almadığı bir zayıflama programı düşünülemez ve zaten başarılı olma ihtimali de yoktur. Egzersizin tek başına bile orta derecede kilo verdirdiği görülmüştür. Düzenli egzersiz yapan kişilerde istirahat sırasında da metabolizma hızının yüksek olduğu gösterilmiştir. Egzersizin enerji harcatan etkisi sadece hareket sırasında değil egzersizin sona erdirilmesinden sonra da devam etmektedir. Ancak fazla kilo vermek isteyen bir kişide egzersiz tek başına arzu edilen kiloya ulaşılmasında yeterli değildir. arzu edilen kiloya ulaştıktan sonra bu düzenin korunmasında en etkili yöntemdir.
Kullanılan ilaçların; sağlık yönünden güvenilirliğinin saptanmış olması, mutlaka bakanlık onayının olması, nedene yönelik bir etki göstermesi, önemli yan etkisinin olmaması ve bağımlılık yapmaması gerekmektedir. Obezite ilaçları diyet ve egzersiz tedavisine ek olarak kullanılabilir. Günümüzde bilinçsiz ilaç kullanımına bağlı çok sayıda ölüm vakaları görüldüğünden bu tür ilaçların mutlaka hekim tavsiyesi ve kontrolünde kullanılması gerekliliği büyük önem taşımaktadır.
Giderek yaygınlaşan obezite hastalığı erişkinler kadar çocukları da etkisi altına almıştır. Dünya üzerindeki 2-19 yaş arasındaki çocukların %16.3’ünün obez olması ve bu sayının her geçen gün giderek artması da bir halk sağlığını sorunu haline gelmiştir. Giderek artan bu verilerin önüne geçmek için çocukların öncelikle ebeveyn kontrolünde olması gerekmektedir. Yaşıtlarına göre eğer çocuk daha kilolu ise ve vücut kitle endeksi olması gerekenden yüksekse uzman bir doktora başvurulması gerekmektedir. Çocuklarda başlanan erken tedavi ileride oluşabilecek hastalıkların da önüne geçmek için oldukça önemlidir. Bu süreçte anne ve babanın yemek yeme alışkanlığının düzenlenmesinde çocuklarına destek vermesi ve onu fiziksel aktiviteye teşvik etmesi de gerekmektedir.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2014’ teki açıkladığı verilere göre; ülkemizde obez bireylerin oranı %19.9’dur. Bireylerin vücut kitle endeksi incelendiğinde; 15 yaş ve üstü bireylerin %33,7’si fazla kilolu, %42,2’si normal kilolu, %4,2’si ise düşük kiloludur. Cinsiyet yönünden bakıldığında ise; kadınların %24,5’i obez, %29,3’ü ise fazla kiloludur. Erkeklerde ise bu oranlar sırasıyla, %15,3 ve %38,2’dir. Türkiye nüfusuna göre bu veriler rakamlara döküldüğünde ise ülkemizde; 40 milyon “kilolu” ve 8 milyon “obez” birey bulunmaktadır.
Obezitenin derecesini saptamak için birçok yöntem geliştirilmiştir. Günümüzde en çok kullanılan yöntem vücut kitle indeksidir. Obezite hesabı için formül: Kişinin ağırlığının (kg cinsinden) boyunun (metre cinsinden) karesine bölünmesiyle elde edilir. Obezite dereceleri aşağıdaki gibidir:
Boyu 1.75 metre kilosu 75 kilogram olan bir kişinin vücut kitle indeksini hesaplamak için;
Çıkan sonucu obezite dereceleri üstünden kontrol ettiğimizde normal aralıkta olduğunu söyleyebiliriz.
Bu sınır kişiden kişiye değişebilir; kas kütlesi yüksek olan bireylerde vücut kitle indeksi yüksek olsa da obez olmayabilirler. Bu nedenle, obezite değerlendirilirken sadece kilo değil, genel sağlık durumu ve vücut kompozisyonu da dikkate alınmalıdır.
Obezite, dünyada görülme sıklığı en fazla artan hastalıklar arasındadır. Obezitenin neden olduğu hipertansiyon, tip 2 diyabet, hiperlipidemi iskemik kalp hastalığı ve benzeri hastalıklardan dolayı obez hastaların yaşam süresi normal kişilere göre yaklaşık 15 yıl daha kısadır. Obezite, kolorektal kanserler, meme ve prostat kanseri gibi kanser türleri için de risk faktörüdür. Bu yüzden de sağlıklı beslenme ve obezite arasındaki denge iyi korunmalıdır. Beslenme ve aktivite alışkanlıklarının düzenlenmesinin yanı sıra hastanın ailesi başta olmak çevresi de bu konuda bilgilendirilmelidir. Zorlu bir süreç olan obezite hastalığında başarılı sonuç elde edilmesi için kişinin kararlılığı önem arz etmektedir. Uzman doktorlardan obezite hakkında bilgi almak ve bu süreçte devamlı kontrol altında tutulmak tedaviyi olumlu yönde etkileyecektir.
Günümüzde uygulanan tüm cerrahi girişimler belli oranlarda riskler taşımaktadır. Aynı şekilde obezite cerrahisinde de benzer riskler söz konusudur. Ancak obezite cerrahisi planlanan aday, ayrıntılı bir şekilde ameliyata hazırlandıktan sonra deneyimli bir cerrahi ekip tarafından ameliyat edilerek ameliyat sonrası yakın takip edilirse risklerin son derece düşük bir düzeye ineceğini ve obezite cerrahisinin güvenle uygulanabileceğini rahatlıkla söylemek mümkündür.
Özellikle önlem aldığımız ve yakın takip ettiğimiz 3 (üç) komplikasyonu vurgulamak gerektiğini düşünüyoruz.1-Tromboembolizm:Bacağın derin toplar damarlarında pıhtılaşan kanın özellikle akciğer damarlarını tıkamasyla yaşamı tehdit eden durumla karşılaşılır.Tromboembolizm riskini,; ameliyattan önce yapılan düşük molekül ağırlıklı heparin, ameliyat sırasında hastaya giydirilen pnömotik çoraplar ve ameliyat sonrası hastanın olabildiğince erken ( 4 saat sonrası) saatte hastanın mobilize edilmesi ile çok büyük ölçüde azaltır.2-Kanama: Hasta ameliyat sonrası yakından takip edilmelidir.3-Kaçak: Ameliyat hattında açılma olması sonucu mide içeriğinin karın boşluğuna kaçması kaçak olarak tanımlanmaktadır. Kaçak, hastanın yakın takibi ile erken fark edilerek çözüm sağlanabilen bir komplikasyondur.
Obezite cerrahisinin en faydalı olduğu grup tip 2 diyabetin teşkil ettiği obez hastalardır. Bu gruptaki hastalara obezite cerrahisi özellikle tavsiye edilmektedir.
İleri derece kalp yetmezliği, anstabil angina pektoris ve ileri aort darlığı gibi ciddi kalp rahatsızlığı olan hastalar dışındaki kalp hastaları yapılan ayrıntılı kardiyolojik analiz sonrası gerekli tıbbi öneriler ile güvenle obezite ameliyatı olabilirler.
Ameliyat sonrasında doktorun vermiş olduğu beslenme programına uyulmalıdır. Bu program dahilinde yüksek kalorili, baharatlı ve çok yağlı gıdalar tüketilmemeli, tatlılar doyumluk değil tadımlık olmalıdır. Aynı zamanda asitli ve gazlı içecekler tüketilmemelidir. Bu içecekler reflüye sebep olabileceği gibi midenin tekrar büyümesine de neden olabilirler.
Ameliyat sonrası hastalar dikkatli olmaları gerekir. Seçilen ameliyat tipine bağlı olarak geri kilo alma problemi yaşayabilirler. Bu risk Tüp mide ameliyatları sonrası daha fazladır.. yaklaşık olarak 3 yıldan sonra %5 ile %10 düzeyindedir ancak genellikle hiçbir zaman eski kilolarına ulaşamazlar.
Hafif işlerde çalışan hastalarımız (büro yani masa başı işler) ortalama bir hafta veya on gün sonra, daha ağır işlerde çalışan hastalarımız ise ortalama 3 veya 4 hafta sonra işlerine dönebilmektedirler. Ameliyat sonrası ilk 15 gün hafif tempolu yürüyüş, 15 günden sonra tempolu yürüyüş, 1. aydan sonra yüzme, 3. aydan sonra plates, 6. aydan sonra ise ağır sporlar rahatlıkla yapılabilmektedir.
Ameliyat sonrasında diyet ve egzersiz programına uyulması ile ilk 3 ay içerisinde %10-%20 arasında kilo vermek mümkündür. Sonraki 6 ayda ise %30-%35 arasında kilo verilip, geri kalan aylarda ise istenilen kiloya ulaşılır.
Kişinin vücut ve deri tipine göre sarkmalar meydana gelebilir. Ameliyattan sonra yapılan egzersizler bu anlamda da oldukça önemlidir. Düzenli yapılan egzersizler ile sarkmaların önüne geçmek mümkündür. Eğer kişi sarkmalarından şikâyetçi ise kilosu sabit kaldıktan 1 sene sonra plastik cerrahlarımız ile görüşebilir.
Hastaların birçoğunda bu rahatsızlığın geçtiği görülmüştür.
Bazı kişilerde saç dökülmesi görülebilmektedir. Bunun sebebi ise vücutta meydana gelen hormonal değişikliklerdir. Dökülen saçlar tekrar geri gelebileceği gibi bu süreçte doktor kontrolünde ek vitaminler kullanılabilir.
18 ila 65 yaş aralığında ameliyat olma ve anestezi almaya engeli bulunmayan tüm obez hastalar ameliyat olabilmektedir. 65 yaş üstü ayrıca değerlendirilmelidir. 18 yaşın altındaki hastalar için ise mutlaka ebeveyn onayı gerekmektedir.
4.MİDE HASTALIKLLARI NELERDİR ?
Mide, gıdaların öğütülüp sindirime hazır hale getirildiği yerdir. Emilime hazır hale gelen gıdalar ince bağırsağa yollandıktan sonra sindirim başlamaktadır.
Midemizi etkileyen hastalıkların başında reflü gelmektedir. Son yıllarda bu hastalığın sayısında ciddi artış görünmektedir. Gastritte sık olarak görülen bir diğer hastalıktır. Özellikle mide kanseri ve mide ülserine yol açan helikobakterin başarıyla tedavi edilmesinden sonra bu hastalıkların giderek azaldığını sevinerek söyleyebiliriz.
Helikobakter genellikle ağız yoluyla sebze ve meyvelerden bulaşan bir bakteridir. Hijyenin iyi sağlanmadığı gelişmemiş bölgelerde daha sık görülmektedir. Bakteri mide mukozasına yerleşerek iltihaba yol açmaktadır. Bunun sonucunda ülser, midede kanser ve gastrit meydana gelmektedir. Helikobakter tedavisi antibiyotikler ve mide koruyucu ilaçlar yardımıyla yapılmaktadır.
Mide hastalıklarının tedavisinden teşhisin iyi konması önemlidir. Maalesef artık günümüzde elle muayene ile mide hastalığının tanısını koyamamaktayız. Burada en sağlıklı yöntem endoskopidir. Bu sayede, mide şikayeti olan hastanın rahatsızlığını net bir şekilde görerek, en doğru tedavi yöntemini kolaylıkla uygulayabilmekteyiz. Hastanın reflüsü varsa ilaç tedavisinin yanı sıra yaşam tarzında bir takım değişiklikler yapmasını öneriyoruz. Ülserde ise hastalığa yol açan faktörlerin saptanması gereklidir. Hastalık genellikle helikobakter, aşırı akut bir stres veya ağrı kesici ilaçlar neticesinde oluşabilir. Eğer hasta aç karnına ağrı kesici ilaç aldıysa bunun ülser yapıcı etkisi son derece fazladır. Eğer stresten kaynaklı bir sorunsa mide koruyucu ilaçla birlikte psikolojik destek almasını hastaya tavsiye ediyoruz. Akut ve kronik olmak üzere gastrit ikiye ayrılmaktadır. Akut gastrit genellikle üşütmeyle, ağrı kesicilerle, alkolle ve bazı gıdalarla oluşmaktadır. Mide koruyucu ve antiasit ilaç yardımıyla akut gastriti tedavi ediyoruz. Kronik gastritte ise helikobakter ve ağrı kesici kullanımını araştırıyoruz. Ardından doğru tedavi yöntemleriyle hastalarımızın sağlıklarına kavuşmalarına yardımcı oluyoruz.
Hastanın bir yakınını kaybetmesi, trafik kazası, tartışma, kavga, ani bir kötü haber, üzüntü gibi durumlarda meydana gelen stres, midede asit oranının aşırı artmasına ve ülser oluşumuna neden olabilir. Hatta buna bağlı mide kanaması riski de mevcuttur.
Doktora danışılmadan bilinçsizce kullanılan ağrı kesiciler, midede ciddi rahatsızlıkların oluşmasına neden olabilir. Bu nedenle hastalarımıza reçetesiz ağrı kesici kullanmamalarını öneriyoruz. Eğer mutlaka lamları gerekiyorsa, tok karnına ve mide koruyucu ile birlikte almalarını öneriyoruz.
Ülser ve gastritin mevsim geçişlerinden etkilendiğini söyleyebiliriz. Havaların soğuması, mevsimle birlikte besin ve yeme-içme alışkanlığının değişmesi veya birey psikolojisi artışa neden olarak söylenebilir.
Düzensiz beslenme alışkanlığı mide rahatsızlıklarının oluşmasına neden olabilir. Bu sebeple öğünlere sadık kalarak sağlıklı bir beslenme alışkanlığı kazanılmalıdır.
6.CİLT HASTALIKLARI NELERDİR ?
Deri, vücudun dış yüzeyini tamamen kaplayan vücudun en büyük organdır. Dış ortamla sürekli olarak temas halinde bulunan deri; alerjenler, fiziksel etkenler, iklim koşulları, mikrobiyal ajanlar ve daha birçok çevresel faktör ile etkileşim içerisindedir. Bu durum deriyi birçok hastalığa yatkın hale getirir. Cilt hastalıkları, ülkemizde ve dünyada en sık görülen sağlık sorunları arasında yer alır. Bulunduğu bölgeye ve oluşum nedenine göre pek çok farklı türü bulunan deri hastalıklarının tanı, tedavi ve takip işlemleri hastanelerin dermatoloji (cildiye) birimlerince yürütülür. Cilt hastalıklarının birçoğunda görülen belirtiler birbiriyle benzerlik gösterir. Bu durum teşhisin gecikmesi, yanlış tedavi uygulamaları gibi bazı olumsuzluklara yol açabilir. Deri hastalıkları da diğer bütün hastalıklar gibi oldukça önemlidir. Bu nedenle deri hastalıklarının da diğer tüm hastalıklar gibi ciddiye alınması, erken teşhis ve tedavi için gerekli işlemlerin yapılması önemlidir. Böylece hastalık ilerlemeden daha başarılı şekilde tedavi uygulanabilir.
Aknenin toplumda bilinen yaygın adı sivilcedir. Birçok insanda belli dönemlerde yoğun olarak görülürken bazı insanlarda ise tüm yaşamları boyunca görülür. Aknenin oluşmasını tetikleyen birkaç etken vardır. Genel olarak deri altında yağ üretimi ile görevli bezlerin ve kıl köklerinin çeşitli nedenlerden dolayı tıkanmasından dolayı insanlarda akne oluşumu gözlenir. İnsan vücudunun cildi nemli tutmayı sağlayan sebum üretimini artırması, gereksiz olan sebum hücrelerinin ölmesine neden olur. Bunun sonucunda ölü sebum hücrelerinin gözeneklere sıkışması sonucunda beyaz ya da siyah nokta oluşumu gözlenir. Bu durumda insan vücudunda yaşayan bakteriler, gözenekler içinde hapsolur ve akneler ortaya çıkar. Genel olarak alın, göğüs, yüz, omuzlarda ve üst sırtta rastlanır. Akne, insanın doğumundan itibaren her yaşta ortaya çıksa da yaygın olarak gençlerde görülür. Akne; hormon dengesizliği, kullanılan ilaçlar ve aşırı şekerli gıdalardan dolayı yoğunlaşabilir. Bu nedenle insanların beslenmelerine ve kullandıkları ilaçlara dikkat etmesi gerekir.
Egzama, cildin kızarmasına ve kaşınmasına neden olan bir tür cilt hastalığıdır. Akne gibi egzama da her yaştan insanda görülebilir, yoğun olarak çocuklarda ortaya çıkar. Bilimsel olarak atopik dermatit olarak adlandırılan egzama, bazı hastalarda kronik olabilir, bazı hastalarda ise dönem dönem ortaya çıkar. Kronik egzama hastalarının ömür boyu bu hastalıkla yaşamaya alışması gerekir. Bazı nadir durumlarda egzamaya astım veya saman nezlesi eşlik edebilir. Henüz egzamanın kesin bir tedavisi bulunabilmiş değildir. Ancak uygulanan tedaviler ve kişisel bakımlar egzamanın ortaya çıkardığı kaşıntıyı önleyebilir ve yeni salgınların ortaya çıkmasının önüne geçebilir. Egzamalı hastalar sert sabunlardan kaçınmalı, cildi düzenli olarak nemlendirmeli ve doktorun önerdiği kremlerden faydalanmalı, böylece hastalığın hafiflemesini sağlamalıdır. Aksi takdirde egzamanın cildin diğer yerlerine yayılması durumu da görülebilir.
Kurdeşen ciltte ortaya çıkan ve kısa sürede kaybolan, böcek veya sinek ısırığına benzeyen, kırmızı veya ten rengi şeklindeki küçük yumrulardır. Deri döküntülerinin kurdeşen olma ihtimali vardır ve bu döküntülere kaşıntı eşlik eder. Ürtiker olarak da bilinen kurdeşen, dünya üzerinde bulunan insanların yaklaşık olarak yüzde 20'lik kısmını yaşamlarının bir kısmında etkiler. Çizilme, alkollü içecekler, egzersiz veya duygusal değişimler kurdeşenin ve kaşıntının şiddetini artırabilir. Kurdeşen belirtisi görülmesi halinde muayene olunması gerekir. Doktorun vereceği krem ve merhemler kurdeşenin belirtilerinin hafiflemesini, ortadan kalkmasını sağlar.
Varicella zoster adı verilen ve suçiçeği hastalığına da neden olan virüsün sebebiyet verdiği sinir iltihabına zona denir. Suçiçeği çocukluk döneminde ortaya çıkar ve bulaşıcıdır, bu hastalık ilerleyen yaşlarda zona olarak kendini yeniden gösterebilir. Suçiçeği geçirdikten sonra sinir köklerinde uyur vaziyete geçen virüs zonayı oluşturur. Vücudun zayıfladığı bir dönemde de zona hastalığı ortaya çıkar. Uçuk ise herpeks simpleks adlı virüse bağlı olarak ortaya çıkar. Genel olarak ağız, dudak ve diş etinde yaralar olarak kendini gösterir. Bu yaralar içleri sıvı ile dolu, ağrılı ve kümeler halinde ortaya çıkar. Uçuk virüsü, insan vücuduna yerleşir ve insan ömrü boyunca vücutta kalır. Zona virüsü gibi uçuk virüsü de vücut direncinin düştüğü zamanlarda ortaya çıkar. Doktor önerisine uyularak krem veya merhem hastalığın hafiflemesine yardımcı olur.
Sedef hastalığının oluşmasında artan cilt hücresi üretimi etkilidir. Sedef ciltte pullarla kaplı, kırmızı, kabuklu lekelerin oluşmasına neden olur. Bu lekeler genel olarak dirseklerde, dizlerde, kafa derisi ve sırtta gözükse de vücudun herhangi bir noktasında da ortaya çıkabilir. Bazı hastalarda kaşıntı ve ağrı gözlenir. Herhangi bir yaş grubu, hastalığa daha yatkın değildir, her yaştan insanda sedef hastalığı görülmesi mümkündür. Her hastada hastalık aynı seyirde ilerlemez, kimi hastalarda kaşıntılar ve ağrılar daha şiddetli iken kimilerinde daha hafif olabilir. Hastalığın tedavisi için D vitamini analogları veya topikal kortikosteroidler kullanılır. Bu uygulamalar, kremler ve merhemler ile sağlanır. Bu tedavi yöntemlerinin yetersiz kaldığı hastalarda daha sistematik tedaviler uygulanır. Bu tedavi yöntemleri, oral veya enjekte edilmiş ilaçları kapsar.
Mantar enfeksiyonları, cilt hastalıklarının içerisinde çok büyük bir paya sahiptir. Mantarın tedavi edilmemesi başka enfeksiyonların da bu hastalığa eklenmesine sebep olabilir. Lenfanjit adı verilen lenf bezi iltihaplarına yol açma ihtimali vardır. Mantar enfeksiyonlarının birçok çeşidi vardır. Bunlardan en yaygın olanları tırnak mantarları, kasık mantarları, vücut mantarı ve genital bölge mantarlarıdır. Tırnak mantarları tırnağı şeklinin bozulmasına ve kırılmalara yol açar. Kasık mantarları uyluk bölgesinde ortaya çıkar ve kızarıklık, kaşıntı ve su toplaması şeklinde kendini gösterir. Vücut mantarları ise vücudun her bölgesinde görülebilir. Yine kaşıntı, kızarıklık ve su toplaması şeklinde kendini gösterir. Genital bölge mantarları ise kadınlarda vajinal mantar olarak yaygın şekilde görülür. Kaşıntı, koku ve akıntı olarak kendini gösterir. Doktorun önerdiği krem ve merhemler kullanılarak mantarların tedavisi mümkündür.
Cilt kanseri, cilt hücrelerinin anormal olarak büyümesi ile genel olarak yoğun şekilde güneşe maruz kalan insanlarda görülür. Ancak yalnızca cildin güneş gören bölgelerinde ortaya çıkmaz. Vücudun her noktasında cilt kanseri görülme olasılığı vardır. Bazal hücreli karsinom, yassı hücreli karsinom ve melanom olarak üç farklı şekilde görülür. Ultraviyole ışınlara maruz kalma süresi azaltılarak cilt kanserinden kaçınılabilir. Böylece cilt kanseri riskinin azaltılması söz konusudur. Güneşin yoğun olduğu zamanlarda vücut kremi kullanmadan güneşe çıkmak riski artırır. Genel olarak güneşle direk teması olan kafa derisi, yüz, dudaklar, kulaklar, boyun, göğüs, kollar ve ellerde görülür. Kadınlar özelinde ise bacaklarda görülme olasılığı daha yüksektir. Nadiren de olsa avuç içi, el ve ayak tırnaklarında da cilt kanseri görülme riski vardır. Yapılan araştırmalar açık cilt rengine sahip kişilerin cilt kanserine daha çok yakalandıklarını ortaya koymuştur. Ancak bu koyu tenli insanları cilt kanserine yakalanmadığı anlamına gelmez. Daha düşük oranlı da olsa koyu tenli insanlarda da cilt kanseri ortaya çıkar. Dondurucu, eksizyonel cerrahi, mohs ameliyatı, kürtaj ve elektrodesikasyon veya kriyoterapi, radyasyon tedavisi, kemoterapi, fotodinamik tedavi ve biyolojik tedavi olmak üzere birkaç çeşit tedavisi mümkündür. Yukarıdaki hastalıklardan herhangi biri veya farklı bir deri hastalığına ilişkin belirtiler taşıyorsanız sağlık kuruluşlarının dermatoloji polikliniklerine başvurarak muayene olabilirsiniz.