01 Feb
01Feb

Strep-A’nın neden olduğu enfeksiyona ilişkin yayımlanan duyuruda, hasta kişilerin antibiyotik tedavisinin 24'üncü saati tamamlanana kadar işe, okula veya kreşe gitmemesi gerektiği, bulaştırıcılığın tedavinin 24 saatinden sonra sona erdiği bildirildi.Tüm dünyayı etkisi altına alan Strep A enfeksiyonu özellikle çocuklu aileleri oldukça tedirgin etti. Strep A bakterisinin ölümcül etkilerinden korunmak adına belirtileri hakkında bilinçli olmak ve hijyen kurallarına dikkat etmek gerektiğinin altını çizen uzmanlar Strep A enfeksiyonu hakkında 24 saatin oldukça önemli olduğunu paylaştı.Geçirilmiş viral enfeksiyonların ciddi, hayatı tehdit edici Strep-A enfeksiyonlarına yatkınlığı artırdığı vurgulanan duyuruda, bu konuda bazı ülkelerde belirgin vaka artışı bildirildiği, Türkiye'de ise az sayıda vaka bildirimi yapıldığı ifade edildi.ANTİBİYOTİK TEDAVİSİNDE İLK 24 SAAT ÇOK ÖNEMLİSağlık Bakanlığınca halk arasında "beta" olarak bilinen Strep-A bakterisinin neden olduğu enfeksiyona ilişkin yayımlanan duyuruda, hasta kişilerin antibiyotik tedavisinin 24'üncü saati tamamlanana kadar işe, okula veya kreşe gitmemesi gerektiği, bulaştırıcılığın tedavinin 24 saatinden sonra sona erdiği bildirildi.Bakanlık, hastalıkla ilgili kamuoyundaki soru işaretlerinin giderilmesi amacıyla toplumu bilgilendirmeye yönelik yeni bir duyuru yayımladı.Halk Sağlığı Genel Müdürlüğünce yayımlanan bilgilendirmede beta hastalığı, nasıl bulaştığı, belirtileri, tedavisi ve hangi durumların acil olduğuna ilişkin tüm detaylara yer verildi.ENFEKSİYONU ÖNLEYEN BİR AŞI BULUNMUYORBuna göre, toplumda "beta" olarak bilinen "A grubu beta-hemolitik streptokoklar" boğaz, burun ve ciltte yaşayan bakteriler, büyük bölümü boğaz iltihabı ya da ciltte enfeksiyon şeklinde görülen, kısmen hafif seyreden bakterilerin sebep olduğu enfeksiyon, kızıl hastalığı, ateş, boğaz ağrısı ve döküntüyle seyrediyor. Halihazırda bu bakteri enfeksiyonunu önleyen bir aşı bulunmuyor.HAYATI TEHDİT EDEBİLİYORStrep-A, nadiren ciddi ve hayatı tehdit eden enfeksiyonlara neden olabiliyor. Bu durum, bakterinin kan, kas veya akciğer dokusuna girmesiyle ortaya çıkıyor.Geçirilmiş viral enfeksiyonlar, ciddi, hayatı tehdit edici streptokok enfeksiyonlara yatkınlığı artırıyor. Bilgilendirmede, Strep-A konusunda bazı ülkelerde hayatı tehdit edici vaka sayılarında 2022 itibarıyla belirgin artış bildirildiği, özellikle eylül ayından itibaren İngiltere, İrlanda, Fransa, Hollanda, Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinden vaka bildirimleri yapıldığı aktarılarak, "Dünya genelinde ise Avustralya, Yeni Zelanda'dan da artmış vaka bildirimleri bulunmaktadır. Özellikle İngiltere ve Hollanda'dan ölümle sonuçlanan vakalar da bildirilmiştir. Ülkemizden de az sayıda vaka bildirimi yapılmıştır." ifadesine yer verildi.BULAŞTIRICILIK ANTİBİYOTİK TEDAVİSİNİN 24 SAATİNDEN SONRA SONA ERİYORYapılan bilgilendirmeye göre, Strep-A, hasta kişilerin öksürme ve hapşırmasıyla yayılan damlacıklara doğrudan maruz kalmakla veya mikrobun yayıldığı yüzeylere dokunduktan sonra elleri yıkamadan ağız, burun veya göz temasıyla bulaşabiliyor.
Ayrıca, derideki enfekte yaralara doğrudan temasla da hastalığın bulaşma ihtimali bulunuyor. Hasta olan kişilerde antibiyotik tedavisinin 24 saatinden sonra bulaştırıcılık sona eriyor.ANİ BAŞLAYAN BELİRTİLERE DİKKATHastalığın ana belirtileri arasında ani başlayan ateş, ani başlayan boğaz ağrısı, boyun lenf bezlerinde büyüme ve ağrı, baş ağrısı, halsizlik bulunuyor. Bazı vakalarda mide bulantısı, karın ağrısı, kusma, vücutta yaygın döküntü, kızarıklık da görülebiliyor.
Burun akıntısı, öksürük, soğuk algınlığı bulguları olan kişilerde A grubu beta-hemolitik streptokok enfeksiyonunun olma olasılığının çok daha düşük olduğu belirtiliyor.İLK 24 SAAT İŞE VE OKULA GİTMEMEK GEREKİYORStrep-A'nın tedavisine enfeksiyon ilerlemeden, erken dönemde başlanması hastalığın ağır tablo oluşturma riskini önlemede büyük önem taşıyor.Hastalık tanısında doktorun önerdiği antibiyotik tedavisiyle tam iyileşme sağlanıyor ve böylelikle olası kötü sonuçların önüne geçiliyor. Bu nedenle antibiyotiğin mutlaka hekimin önerdiği şekilde ve sürede kullanılması öneriliyor. A grubu beta-hemolitik streptokok boğaz enfeksiyonu olan kişilerin antibiyotik tedavisinin 24'üncü saati tamamlanana kadar işe, okula veya kreşe gitmemesi gerekiyorHANGİ DURUMDA DOKTORA BAŞVURULMALI?Ailelerin Strep-A enfeksiyonunun gelişimini önlemek ve kontrol altına almak için bazı belirtileri dikkate alması önem taşıyor. Buna göre, çocukta ani başlayan ateş ve boğaz ağrısı varsa ancak viral enfeksiyonu düşündürecek hapşırık, öksürük ve burun akıntısı gibi şikayetleri bulunmuyorsa, ağrı kesici ve ateş düşürücüye karşın ateşi düşmüyor ve kötüye gidiyorsa, normalden az besleniyor, sıvı almıyorsa, vücudunda yayılan kızarıklık ve döküntüler oluşuyorsa aile hekimine ve hastaneye başvurulması gerekiyor.Ayrıca 38 derece ve üzerinde ateşi olan 3 ayın altındaki bebekler ile 39 veya daha yüksek ateşi olan 3 aydan büyük bebeklerin de mutlaka doktora götürülmesi öneriliyor.CİDDİ BELİRTİLER VARSA 112'Yİ ARAYINŞayet çocuklarda hırıltılı soluma, nefes alırken karnının kaburgalarının altından içeriye doğru çökmesi gibi belirtilerle görülen nefes almakta zorlanma, nefes almada duraklama, hızla yayılan yaygın vücut döküntüleri, cilt, dil veya dudaklarda morarma, deride solgunluk veya soğuk-nemli hissetme, kasılma-bayılma gibi nöbetler ve uyanmama gibi durumlar söz konusuysa hemen 112 Acil Çağrı Merkezi'nin aranması veya en yakın acil servise başvurulması gerekiyor.EL HİJYENİNE DİKKAT ETMEK ENFEKSİYONU ÖNLEYEBİLİRStrep-A enfeksiyonunu en iyi önleme yolu ellerin sıklıkla sabun ve suyla yıkanması. Ayrıca tabak, bardak, çatal, çamaşır, havlu gibi kişisel eşyaların ortak kullanılmaması, öksürürken veya hapşırırken ağız ve burnun bir mendille kapatılması da hastalığı önlenme yolları arasında sıralanıyor. Bunun yanında ailelere, çocuklarının aşı takvimini ve aşılarını kontrol etmeleri, eksik aşıları varsa en kısa sürede aile hekimine başvurmaları öneriliyor. Büyük çocuklar ve altta yatan hastalığı bulunan yetişkinler için de aşılar bulunuyor. Bununla ilgili de aile hekimlerinden bilgi alınabiliyor.

Kaşıntı Kaşıntı Günlük hayatı olumsuz etkileyen rahatsızlıkların başında kaşıntı şikâyeti gelir. Özellikle tedaviye yanıt vermeyen ve kendiliğinden geçmeyen, uzun süreli kaşıntı sorunu, yaşam kalitesinin düşmesine sebep olabilir. Kaşıntı çeşitli sağlık sorunları sebebiyle meydana gelebildiğinden, altta yatan sebebin doğru tespit edilmesi ve uygun yöntem ile tedavi edilmesi gerekir. İçindekiler Kaşıntı Nedir? Kaşıntı Nasıl Meydana Gelir? Kaşıntının Sebepleri Nelerdir? Kaşıntı Şikayetine Yaklaşım Nasıldır? Kaşıntı Tedavisinde Neler Yapılır? Kaşıntı Nedir? Kaşıntı veya tıptaki adıyla pruritus; çeşitli sebeplerle vücudun belirli bir bölgesinde veya vücut genelinde kaşınma dürtüsünün ortaya çıkması veya rahatsızlık hissedilmesidir. Sıklıkla cilt dokusunun tahriş olmasıyla veya yabancı maddelerce uyarılmasıyla ortaya çıksa da; bazı dahili hastalıklar nedeniyle de vücut genelinde kaşıntı görülebilir. Kaşıntı Nasıl Meydana Gelir? Kaşıntı, fizyolojik olarak; cilt dokusunun altında yer alan ve dokunma, basınç, titreşim ve ağrı gibi duyuların algılanmasıyla görevli sinir uçlarının, çeşitli etkenler nedeniyle uyarılması sonucu rahatsızlık hissinin ortaya çıkmasıyla ilgilidir. Buna göre, bazı kimyasal maddeler (cildi tahriş eden asitler veya çamaşır suyu vb.), çeşitli fiziksel durumlar (sıcaklık artışı, radyasyon vb.) veya bazı hastalıklarda ciltte çeşitli maddelerin birikmesi nedeniyle (böbrek yetmezliğinde toksik maddelerin birikmesi vb.) sinir uçları uyarılır. Uyarılma ile ortaya çıkan rahatsızlık hissinin bastırılması için, beyin uyarılan bölgenin kaşınma yoluyla ikinci bir uyarana maruz bırakılmasını hedefler ve kaşınma gerçekleşir.Bununla birlikte uzun süren ve inatçı kaşıntı, cildin doku bütünlüğünün bozulmasına ve yabancı maddelere karşı üstlendiği bariyer görevinin aksamasına yol açar. Sonuçta, sürekli tekrarlayan kaşınma davranışı da doğrudan cilde zarar vererek sinir uçlarının yeniden uyarılmasına ve kaşınmanın tekrarlanmasına neden olabilir. Kaşıntının Sebepleri Nelerdir? Kaşıntının nedenleri dış etmenler olabildiği gibi, vücutta gelişen belirli hastalıklar da olabilir. Bu anlamda aşağıdaki rahatsızlıklar ve etkenler kaşıntıya yol açabilir:•Kuru cilt: Cilt kuruluğu, dokunun görevlerini yerine getirmesine engel olarak kaşıntı şikâyeti ile sonuçlanır.•Kontakt dermatit: Cildin yabancı bir kimyasala uzun süre maruz kalması sonucunda, vücudun kimyasala karşı gösterdiği reaksiyon ile ciltte meydana gelen iltihaplanma kaşıntıya yol açar.•Alerji: Çeşitli etmenlere gösterilen alerjik reaksiyon, ciltte döküntü ve kızarıklıkla beraber kaşıntıya neden olur.•Kimyasallar: Bazı kimyasal maddeler, cilt ile temas ettiğinde tahrişe neden olarak kaşınma gerekliliği hissini ortaya çıkarır.•Böbrek yetmezliği: Böbrek yoluyla vücuttan atılan zararlı maddeler; böbrek yetmezliği nedeniyle vücut dokularında birikmeye başlar. Ciltte biriken maddeler iltihap reaksiyonu başlatarak vücut genelinde kaşıntıya sebep olur.•Enfeksiyonlar: Cildin virüs, bakteri, mantar ve parazit enfeksiyonlarına maruz kalması sonucu lokal veya genel kaşıntı ortaya çıkabilir.•Böcek ısırıkları: Sivrisinek, arı, kene gibi böceklerin ısırıkları yoluyla vücuda giren çeşitli kimyasal maddeler kaşıntı sebebidir.•Cilt hastalıkları: Sedef, liken skleroz, pitriazis rosea gibi çeşitli cilt hastalıkları, kaşıntı ile beraber gelişme eğilimindedir.•Safra kesesi hastalıkları: Safra kesesi veya safra yollarının tıkanıklıklarında başta bilirubin olmak üzere çeşitli maddelerin vücutta birikimi kaşıntı meydana getirir.•Karaciğer hastalıkları: Siroz gibi karaciğer yetmezliği ile sonuçlanan durumlarda, karaciğerin vücuttan atılmasını sağladığı zararlı maddeler vücutta birikerek yaygın kaşıntı şikayetine neden olur.•Romatolojik rahatsızlıklar: Dermatomiyozit, sistemik skleroz gibi çeşitli romatolojik hastalıklar, kaşıntı ve ciltte görülen diğer rahatsızlıklara yol açar.•Sinir sistemi bozuklukları: Sinir hücrelerinin harabiyetine yol açan bazı sinir sistemi rahatsızlıkları kaşıntı sebeplerindendir.•İlaç yan etkileri: Bazı antibiyotikler veya ağrı kesici ilaçlar, çeşitli yan etkileri sonucunda kaşıntının gelişiminden sorumludur.•Gebelikle ilişkili durumlar: Gebelik sürecinde ortaya çıkan ve hormon sistemi ile cilt, safra yolları, karaciğer gibi çeşitli organları etkileyen bazı sağlık sorunları, kaşıntıyı da beraberinde getirebilir. Kaşıntı Şikayetine Yaklaşım Nasıldır? Tüm vücudun ayrıntılı şekilde değerlendirilmesi, kaşıntının altında yatan sebebin doğru tespit edilmesi açısından oldukça önemlidir. Buna göre, kaşıntı şikâyeti ile doktora başvuran kişide öncelikle kaşıntının özellikleri sorgulanır. Kaşıntının ne zaman başladığı, lokal mi vücut genelinde mi olduğu, çeşitli durumlara bağlı olarak şiddetinde değişim olup olmadığı, beraberinde ciltte kızarıklık, döküntü, ısı artışı gibi ek belirtilerin varlığı araştırılır.Kaşıntıya neden olabilecek çeşitli kimyasallara maruz olunup olunmadığı sorgulanır. Buna göre, yakın zamanda yeni bir temizlik malzemesi, parfüm, takı gibi kimyasal içerikli ürünlerin tercih edilip edilmediği belirlenir. Kaşıntının sebebi bu maddelerle ilişkili bulunursa; maddelerin vücutla temasına son verilir.Bunların yanında, kaşıntıya neden olabilecek diğer hastalıkların araştırılmasına yönelik olarak kan tetkikleri, cilt testleri ve gerekirse cilt biyopsisine başvurulabilir. Tüm tetkiklerin sonucunda, altta yatan hastalığın tanısı konarak uygun tedavi yöntemi planlanır. Kaşıntı Tedavisinde Neler Yapılır? Kaşıntının tamamen giderilebilmesi, öncelikle altta yatan sebebin doğru tespit edilmesine ve uygun tedavinin planlanmasına bağlıdır. Buna göre, kaşıntı şikayetine sahip olan kişinin uzman bir hekim tarafından değerlendirilmesi; ayrıntılı öykü ve detaylı fizik muayene sonrasında istenen tetkikler ışığında kaşıntıya yol açan problemin tespit edilmesi gerekir. Bunun sonucunda en doğru tedavi yönteminin uygulanması mümkündür.Kaşıntı probleminin giderilmesinde aşağıdaki tedavi yöntemlerine sıklıkla başvurulur:•Kontakt dermatit veya alerji gibi kaşıntıyı başlatıcı bir dış etkenin söz konusu olduğu rahatsızlıklarda, ilk olarak bu etkenle cildin temasının kesilmesi çok önemlidir.•Enfeksiyon durumlarında veya karaciğer, böbrek gibi iç organlardaki rahatsızlıklarda, kaşıntının, altta yatan hastalığa yönelik tedavi yapılarak giderilmesi gerekir.•Kaşıntıya neden olan iltihaplanmalara yönelik, antihistaminik içerikli merhemler veya ağızdan alınan tabletler reçete edilebilir.•Daha şiddetli durumlarda kortizon içerikli antienflamatuar kremler veya ağızdan alınan ilaçlar tercih edilebilir.•Cildin kurumasını önlemek için nemlendirilmesi, kaşıntının önlenmesinde faydalıdır.•Uzun süreli ve inatçı kaşıntılarda, kaşımaya devam etmek cilt bütünlüğünü bozarak rahatsızlığın artmasına yol açtığından, kaşımaktan mümkün olduğunca kaçınılmalıdır.
Bağırsak Kurdu Belirtileri Nelerdir? Ortaya çıkan belirtilerin çoğu vücutta parazit olarak bulunan canlının insanın kan akışına bir çeşit zehir karıştırması sonucu görülür. Yaşanan belirtilerin şiddeti parazitin türü, vücutta nerede görüldüğü ve sayısına göre değişiklikler gösterebilir.Bağırsak kurdunda sıklıkla karşılaşılan belirtiler şu şekilde sıralanabilir: Karın ağrısı İshal Kilo kaybı Özellikle geceleri anüste kaşıntı Kusma Yorgunluk Dışkıda kurt Anemi Doygunluk hissetmeme Nadiren de olsa bazı durumlarda bağırsak kurdu nedeniyle bağırsak hareketleri kısıtlanabilir ve bu durum kabızlığa neden olabilir. Bazı durumlarda ise bağırsak kurdu, dizanteriye yol açabilir. Dizanteri, halk arasında kanlı ishal olarak bilinen bir enfeksiyon hastalığıdır.Özellikle sindirim sistemi güçlü kişiler herhangi bir belirti göstermeden uzun yıllar boyunca bağırsak kurdu ile yaşayabilirler. Bağırsak Kurdunun Tanısı Nasıl Konulur? Bağırsak kurdu tanısı için çeşitli yöntem ve testlere başvurulur. Kişinin yukarıdaki belirtilerden bir veya birkaçını gösterdiği durumlarda hemen doktora başvurması gerekir.Bağırsak kurdu tanısı için dışkı testi istenebilir. Bu sayede, uzmanlar kişinin bağırsağında herhangi bir canlı olup olmadığını ve varsa, türünü tespit edebilirler. Aynı zamanda, bazı parazitlerin tespit edebilmesi için kan testi istenebilir.Bu durumlara ek olarak, parazitin vücuttaki yerini belirleme amacıyla MR ve bilgisayarlı tomografi gibi çeşitli görüntülüme yöntemlerinden yararlanılabilir. Aynı zamanda, ufak bir kamera yardımıyla bağırsakların içinin incelendiği kolonoskopi yöntemi de tanı sürecinde kullanılabilir.Farklı bağırsak kurtlarının teşhisinde selofan bant testi adı verilen özel bir yönteme başvurulabilir. Bu yöntemde, şeffaf bir bant parçası anüsün çevresine yapıştırılır. Uyku sırasında bazı bağırsak kurdu türlerinin anüsten dışarı çıktığı bilinmektedir. Bantın üzerine larvaları ya da kendisi yapışan canlı, mikroskop altında incelenerek bağırsak kurdu tanısı konulabilir.Özellikle anüs bölgesinde kaşıntının çoğu vakada görülmesi nedeniyle tırnak altından alınan örnekler de tanı için kullanılabilir. Bağırsak Kurdunun Tedavisi Nelerdir? Hastalığın belirtilerinin görüldüğü dönemde durum ciddi ve tedirgin edici olsa da bağırsak kurduna karşı uygulanan tedavi yöntemleri yüksek başarı oranlarına sahiptir. Hastanın bağışıklık sistemine göre değişiklik gösterse de kişi herhangi bir tedaviye ihtiyaç duymadan da hastalığı atlatabilir. Beslenme düzeninde yapılacak değişiklikler ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının kazanılması sayesinde durum kontrol altına alınabilir.Ancak, bazı belirtilerin düzenli ve aşırı şiddetli olması, durumun büyük ihtimalle tedavi gerektirdiği anlamına gelir. Aşağıdaki durumların tespit edilmesi halinde bir doktora başvurmak en iyisi olacaktır: Birkaç günden uzun süren yüksek ateş Normalden farklı olan aşırı yorgunluk Dışkıda renk değişimi Dışkıda kan Uzun süren kusma atakları Dehidrasyon ve buna bağlı baş ağrısı Tedavi planı, bağırsak kurdunun cinsi ve belirtilerin şiddetine göre belirlenir. Genellikle oral yolla alınan antiparaziter ilaçlar hastalığın tedavisinde kullanılır. 2-3 hafta düzenli ilaç kullanımından sonra vücut, parazit canlıdan tamamen kurtulur. Bu süreçte, ilaç almayı aksatmamak ve belirtileri takip etmek oldukça önemlidir.Belirtilen tedavi yöntemlerinin yanı sıra, beslenme düzeninde doktorun vereceği önerilere uymak da parazit canlının kolay büyümesini ve çoğalmasını engelleyebilir. Bol su içmek, lifli besinler tüketmek ve C vitamini içeren besinler tüketmek hastalığın ilerlemesini yavaşlatır.
Yorumlar
* Bu e-posta internet sitesinde yayınlanmayacaktır.
BU SİTE İLE KURULMUŞTUR